Yine talihsiz ve gereksiz beyanlar: Neymiş? “Trabzonspor’un yenilgisinde ellerini ovuşturanlar varmış da tarih bunları unutmayacakmış!!!” Oldu mu sevgili başkan! Yapma yahu! Senden öncekilerin de zaman zaman böyle açıklamaları oldu! Zorda kalan, bir öncekini suçladı. Ama hani siz herkesle kucaklaşmak için göreve taliptiniz? Hani her kesime eşit mesafede olacaktınız? Hani yeni bir yapılanma içinde “Başka cepheler açmamak için” sadece bildiğiniz doğru yolda yürüyecektiniz? Yoksa sizin yolunuz bu mu? Yani suçlamak mı?

Öncelikle şunu açıklığa kavuşturmak gerek: Trabzonspor’un yenilgisi ile avuçlarını ovuşturanlar vardır ama bunlar asla Trabzonsporlu değillerdir. Hiçbir gerçek Trabzonsporlu takımının yenilgisinde sevinmez. Ama siz, sanırım başka bir şeylerden söz ediyorsunuz! Yok, öyle değil sevgili başkan… Basındaki eleştirileri kastediyorsanız ve maksadınız bizim gibiler ise yanlış adres! Ama bizim içimizde de ne yazık ki aynen sizlerin içinde olduğu gibi yanlış adamlar vardır elbette!!! Genelleme ise; yakışmadı…

Sevgili başkan Muharrem Usta, şu konuda anlaşalım. Bir sürü yanlışlara rağmen hala krediniz var! Ancak, her zaman diyoruz ki hiçbir kredi limitsiz değildir. Ve siz de o krediyi harcamaktasınız!

Unutmayın! Bizim sevgimizdir Trabzonspor’u var eden olgu… Çünkü biz hiçbir beklenti içinde değiliz. Biz karşılıksız, çıkarsız Trabzonspor’u seviyoruz. Kendi adıma Trabzonspor’da hiçbir şeye talip olmadığım gibi kimseye de bir şeyler izah etmek zorunda değilim! Bizim için en büyük sevinç, en büyük mutluluk Trabzonspor’un başarılı olmasıdır. Başkanının, teknik direktörünün, futbolcusunun kim olduğuna bakmayız! Siz bilir misiniz ki, ne kadar gazeteci olsak da alınan her yenilgi bizleri kahreder, evimizde bile çocuk çocuğumuzla günlerce doğru dürüst iki laf edemez hale geliriz!

Buna rağmen sevgili başkan, Trabzonspor’un sevgisi ne bizim, ne de sizin gönlünüze sığar! Ama unutmayın Trabzonspor ayrıca kimsenin cebine de sığmaz! Sevgi sonsuzdur, karşılıksızdır, ama cepler öyle mi? Bu nedenle aklınıza her gelen ve önünüze her konulan metni okurken, deklere ederken derim ki bir kere daha düşünün… Kimsenin elinde “sevgimetre” yok! Lütfen!


ÇIKIŞ YOLU NEDİR?
Henüz sezonun başı ama, Trabzonspor camiasında haklı olarak büyük bir umutsuzluk havası oluştu! Geçen sezon sendromu! Herkes bir şeyler söylüyor, fikir beyan ediyor, kimisi eleştiriyor… Bunlar normal! Çünkü kulübün adı Trabzonspor, borcu da 740 milyon lira civarında ise ve ortada bir kabus ortamı varsa elbette bu eleştiriler olacaktır. Çok büyük yanlışlar yapıldı ama onları tekrarlamanın anlamı yok!

Peki çıkış yolu nedir? Bu soru can alıcı ama, kimse bu soruya çalışmamış belli ki! Belli olan tek gerçek başkan Muharrem Usta’nın tek yetkili olarak Ersun Yanal’ı belirlemiş olmasıdır. Buna rağmen amacımız üzüm yemek olduğundan samimi olarak şunu diyebiliriz: Ersun Yanal’a ya yönetim içinden veya dışından bir futbol şubesi sorumlusu katılabilir. Bunun dışında Yanal’ın ekibine birkaç yerli teknik adam ilave edilebilir! Elbette bunu yapmak da risklidir. Çünkü Yanal bunu istemeyebilir. Hatta baştan teklif edilmiş olup da Yanal’ın reddetmesi de söz konusu olabilir! Çünkü kimse işine başkalarını karıştırmak istemez.

Ama ortada bir gerçek var ve Trabzonspor sürekli kan kaybediyor. Mutlak surette bir şeyler yapmak lazım. Bunun için kimsenin tavır koyma lüksü olamaz! Yoksa sonuç daha kötü yerlere gidecek gibi… Ayrıca Ersun Yanal’ın çok daha iyi performans göstereceğine de hala inananlardanım. Çünkü Yanal’ın böyle bir tablo ile karşılaşacağı ihtimaline karşı hazırlıklı olduğunu sanıyorum.

Yoksa bağcıyı dövme gibi bir amacımız yok!


“ÖNCELİK ŞİKE VE DOPİNG”
UEFA’nın yeni başkanı belli oldu. Slovenya Futbol Federasyonu Başkanı Aleksander Ceferin, 2 buçuk yıllığına Avrupa Futbolu’nun patronu olan UEFA’nın başına getirildi.

Ceferin, UEFA’dan yolsuzluk ve diğer başka suçlamalar nedeni ile onur kırıcı bir şekilde uzaklaştırılan başkan, eski efsane futbolcu Michael Platini’den devraldığı görevine başlamadan bir açıklama yaptı: “Öncelikli olarak en büyük sorunumuz şike ve doping!” diyen Ceferin, şikenin ve dopingin üzerine gidileceğini söyledi.

Söyledi ama, bu demeç “taraflı basınımızın” bir kısmında kıytırık, küçücük başlıklarla yer bulabildi. Çokları haberi kullanmadı bile… Neden böyle olduğunu tahmin ediyorum: Şike ve şikeciler unutturulmak isteniyor da ondan… Ceferin’in demeci umut verici… Ama Türkiye Futbol Federasyonu’nun yeni başkanı desteklemesi kafamı karıştırmadı değil… Ne dersiniz, yeni başkan şikenin üzerine gidebilir mi? Ve Trabzonspor yönetimi zaten bir raya girmiş olan “Şike Davası”nda yeni başkanla yol alabilir mi? Trabzonspor yönetiminin bu konuda yeni bir girişimi oldu mu ve olacak mı?

 

TEDES KALDIRILDI MI?
Kurban bayramı öncesi hemşehrimiz İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, bir vurgun düzenine dönüşen ve kısa adı TEDES olan Elektronik Radar Uygulaması’nın 10 gün içinde tüm ülkede kaldırılacağını açıklamıştı! Özellikle Ordu ilinde yaygın olan ve özel bir firmaya yaptırılan TEDES’le birlikte Ordu Belediyesi ile yapımcı firmanın kasasına da oldukça yüksek ölçüde paraların girdiği yazılıp söyleniyordu. TEDES’i kaldırmak için konulan 10 günlük sürenin dolmasına rağmen Ordu, Fatsa ve Osmancık’ta bu sistemin hala devam ettiği yolunda şikayetler var. Adı bende saklı bir okurum dün aradı ve aynen şunları söyledi: “Trabzon’dan İstanbul istikametine doğru gidiyoruz. TEDE S devam ediyor. Ordu’dan bir saatte çıkamadık. Fatsa ve Osmancık içinde de durum farklı değil. Acaba belediyeler karara uymuyorlar mı, yoksa bir yanlışlık mı var?” Ben de buradan soruyorum: Hani TEDES kaldırılacaktı? Bizzat içişleri bakanının açıklaması boşlukta mı kalacak? Yoksa Soylu’yu sabote mi ediyorsunuz?


FETÖ O KADAR BASİT Mİ?
Ne kadarı doğrudur bilemem ama, son zamanlarda türeyen FETÖ itirafçılarının açıklamaları son derece ürpertici… Hele bir tanesi var ki akla hep o sık kullanılan “üst akıl”ı getirmiyor değil… İtirafçı Alaaddin Kaya, eski DGM savcıcı Nuh Mete Yüksel’e yıllar önce kurulan kaset tuzağını açıklarken diyor ki “Yüksel’in evine malum adamlar gizlice girdiler. Evdeki televizyonun aynısına odanın kapısı açıldığında devreye girecek şekilde düzenek yerleştirdiler. Ve televizyon takas edildi. Böylece o malum çekimler yapıldı,” (Nuh Mete Yüksel, Fetullah Gülen’le ilgili ilk iddianameyi hazırlayan savcı idi). Adam devam ediyor:“Beni de önemli bir göreve getirmek istediler. Ben de dedim ki, ben bu işten anlamam ki”, O da (yani Fetullah Gülen) şöyle karşılık verdi: “Ben bulunduğum yeri anlıyor muyum ki? Gel diyorlar geliyor, git diyorlar gidiyorum!!!” Basında çıkan her habere inanmam! Ama eğer bu haber içinde birkaç doğru varsa gerçekten durum çok vahim demektir. Çünkü, bu kadar büyük organizasyonu ve planı Fetullah Gülen gibi ilkokul mezunu bile olmayan birinin yapması akıl dışı!!! O zaman “üst akıl” çıkıyor ortaya… Sahi kim bu üst akıl?

 

DÜĞÜN MÜ TERÖR MÜ?
Trabzon’da son yıllarda yapılan düğün kutlamaları adeta teröre dönüştü! Düğün konvoyları kentin tüm ana caddelerini işgal edip yol kesiyor, makas atıyor, insanların hayatını hiçe sayıyorlar! Birilerinin düğünü başkalarını canından bezdiriyor! Böylesine bir saygısızlık nasıl yapılır? O kadar nahoş düğün konvoyu olayına rastladım ki tümü de utanç verici… Geçtiğimiz pazar günü 16.00 sıralarında Haluk Ulusoy Tesisleri’nin denize bakan kısmında yürürken tam önümde meydana gelen bir olaya şahit oldum. Akçaabat istikametine giden bir düğün konvoyu, 3 şeritli yolu tamamen kapatmış, öndeki kırmızı renkli bir “kamikaze” sert frenlerle, bir sağa bir sola öylesine manevra yapıyor ki, arkadan gelen transit sürücülerin geçmelerine imkan yok! Derken sözünü ettiğim araç “kamikaze” çok sert bir frenle yolun ortasında duruyor ama, aracın önü haliyle denize doğru dönüyor! Tüm araçlar birbirine çarpmamak için zorlukla durabiliyorlar. Bu arada Reşadiye Kavşağı’na girmek isteyen ama bu vandallık yüzünden zorunlu olarak kavşağı kaçıran bir sürü araç ileride yolun ortasında “zınk” diye duruyor! Tüm bunlar çevre yolunun ortasında meydana geliyor!!! Ve tantana başlıyor, bağrışmalar, küfürler sonucu birkaç dakika sonra hiçbir şey olmamış gibi düğün konvoyu yoluna devam ediyor! Hemen önümde meydana gelen bu olayda kaza olmaması ve kimsenin yaralanmaması mucizeydi… Ve bu bir düğün kutlaması!!! Acaba yetkililer bu konuda ne düşünüyorlar?

YİNE PARALİMPİK!
Geçen hafta Brezilya’nin Rio kentindaki Paralimpik Olimpiyatları ile ilgili birkaç satır karalamıştım! Oyunlar sona erdi ve Türkiye 79 sporcu ile katıldığı oyunlarda 3 altın, bir gümüş ve 5 bronz olmak üzere 9 madalya ile nispeten başarılı ve engelsiz olimpiyatlarına katılan daha büyük sayıdaki kafilemizi geçti! Toplamda 148 ülke, 4 binin üzerinde sporcu ve 23 branşta yapılan yarışmalara katılan tüm sporcuların değişik engelleri vardı!!! Buna rağmen dil, din, renk ayırımı yapmaksızın onlardaki inanılmaz azim ve yarışma arzusu emin olun her izlendiğinde gözleri yaşarttı. Demiştim ama tekrarlıyorum: Onları izlerken utanmamak elde değil… Hiçbir engeli olmayanların değil spor yapmaması, yan gelip sırt üstü yatıp hala şikayet etmeleri karşısında “Neden bu kadar şükürsüz insanlarız?” sorusunu sormak da gerekiyor! Dünyanın geleceğinden, insanlıktan pek umudum kalmadı ama, en azından paralimpik oyunları belki bir umut kırıntısı, insanlığın hala yaşıyor olmasına vesile olur umarım. Ve engelsizlerin kendilerini sorgulamasına da…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.