Trabzon; tarihi, kültürü, coğrafyası ve jeopolitik konumu ile pozitif önem arz eden ve ciddi potansiyele sahip bir şehir.

Fakat sahip olduğu önem ve potansiyel mukabilinde gelişememiş, olması gereken seviyeye çıkamamış bir şehir. Değerli bir maden ocağı gibi…

Değerli fakat hak ettiğince işlenememiş, gerekli verim elde edilememiş ve hatta atıl bırakılmış bir maden ocağı…

Mesele maden ocağına sahip olmak değil, o ocaktan maksimum değeri üretebilmektir. Bunun için gerekli olan şey ilk önce var olanın değerini layıkıyla idrak etmek ve sonra maksimum fayda için gerekli aklı ortaya koymaktır.

Şehirler değerli maden ocaklarıdır. Onları değerli kılan tarihleri vardır, kültürleri vardır, karakterleri vardır, her şeyden önemlisi ruhları vardır ve elbette gelecek için potansiyelleri vardır.

O potansiyelin idrakinde olmak ve maksimum fayda için gerekli aklı ortaya koymak genelde toplumun tümünün, özelde ise yöneticilerin sorumluluğundadır.

Zordur şehirleri yönetmek. Sorumluluk ister, vicdan ister, bilgi ister, bilinç ister, akıl ister ve kuşkusuz vizyon ister…

İstisnalar kaideyi bozmaz elbet. Ama Trabzon bu manada ne yazık ki şanslı bir şehir olamadı. Olamadı ve hak ettiği değeri bulamadı. On yıllar boyu doğru kişiler tarafından doğru yöntemlerle yönetilemediği için olması gereken sınıfa çıkamadı.

Çıkabilirdi oysa… Marka şehir olabilirdi. Osmanlı’nın birkaç sancaktar vilayetinden biri olan, tarih boyunca bulunduğu coğrafya içerisinde ‘merkez’ olma karakterine sahip bu şehir marka olabilirdi.

Bir tarih kenti olabilirdi. Ya da bir eğitim merkezi. Sanayi şehri belki. Veya turizm cenneti. Daha niceleri…

Olmadı ama. Olamadı…

Modern çağın ve kapitalist anlayışın iliklerine kadar sömürdüğü, değerini ortaya çıkarmak şöyle dursun sermayesinden yediği bir şehir oldu Trabzon.

Ama hiçbir şey için geç değil. Sahip olduğu özellikler açısından o kadar değerli bir maden ki Trabzon; elde kalan doğru işlenebilirse bugüne kadar bulamadığı değeri bulabilir, hak ettiği sınıfa çıkabilir, yüzyıllar boyu olduğu gibi yeniden marka şehir olabilir.

Bunun için ihtiyaç olan şey vizyon ve zihniyet devrimidir.

Demokrasi algısı yeterince gelişmemiş ve yerleşmemiş toplumlarda devrimler tepeden aşağı olur. Ve toplumun ihtiyaç duyduğu fakat örgütlenip başaramadığı bu devrim liderlerin şahsında vücutlaşır. Lider, gerekli akla ve cesarete sahip önder kişidir. Devrimi gerçekleştirir ve sonra vizyoner karakteri ile sistematik evrim sürecini başlatır.

Bu bağlamda…

Trabzon’un aradığı lider Süleyman Soylu’dur. Aklı, bilgisi, kapasitesi, vizyonu ve kararlı kişiliği ile gerekli zihniyet devrimini gerçekleştirebilecek kişi odur. 7 Haziran’dan bugüne ortaya koyduğu çizgi, söylem ve eylemleri bize bunu net olarak göstermiştir.

Evrimsiz devrim anlamsızdır.

Süleyman Soylu’nun Trabzon’u yeniden marka şehir yapmak adına ortaya koyduğu irade ve vizyon yerel yöneticilerin ve sorumluluk sahibi herkesin zihni olarak evrimine vesile olmalıdır.

Soylu’nun ortaya koyduğu yeni yönetim anlayışından herkes üzerine düşen nasibi almalı. Herkes sorumluluğun bilincine varmalı. Herkes bu yeni ve tarihi döneme ayak uydurmalı.

‘Büyük Trabzon’ hayali için çark dönmeye başlamıştır.

Bilinmelidir ki…

Bu çarkı büyük emek ve fedakarlıklarla döndürmeye başlayanlar çarkın dönüşünü akamete uğratacak tek bir parçaya bile müsamaha göstermediklerinde devrim amacına ulaşacaktır.

Vesselam…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.