Toplumsal bellek/hafıza konusunda narkoz uygulanmış durumda mıyız diye düşünürüm zaman-zaman. Bırakınız dünü, sabahleyin ne ile kahvaltı yaptığını bilemeyen/unutanların sayısı giderek çoğalıyor, maalesef.
      Bir bellek/hafıza erozyonu yaşıyoruz, bu bir gerçek.
      Bu durumun bilimsel açıdan tıp ilminin konusu olduğunu biliyorum. O açıdan sizin ve benim üzerimize düşen bir görev yok. Benim derdim, unutkanlığımızın üzerimizde yarattığı kısır döngü.
                                 x    x    x
      Bakınız, kara ulaşımı konu olunca hemen Doğu Karadeniz’de tren ulaşımının bu güne değin yapılmayışından sözü açıp,  yakınmalarımızı bir-bir ortaya dökeriz.
      Hemen belleğimiz/hafızamız açılır.
      Tren yolu yapılsaydı, şöyle olacaktı, böyle olacaktı. Osmanlı döneminde de düşünülmüştü de savaşlar nedeniyle yapılamamıştı. Atatürk mutlaka yapacaktı ama ömrü vefa etmedi. “Tek Parti” döneminde İsmet Paşa tren yolu güzergâhını belirlemişti, ama İkinci Büyük Savaş kanına girmişti bu hevesin.
      Şimdilerde ise seçim dönemlerinin malzemesi olarak gündeme geliyor tren yolu.
      Sağ olan görür.  Bir taraf niçin tren yolunun yapılmadığını diline dolarken, diğer taraf da; ön girişim olarak temel atma merasimi/töreni yapabilir 2015 seçim öncesi.
      Ama şunu bilelim ki bu konu çok daha su/zaman kaldırır bu gidiş ve anlayışla.
      Çünkü  “fikri takip” hafıza belleğimize  “unutkanlık hastalığı” bulaştı bir kere…
                                    x     x     x
      Hadi “tren gelir, hoş gelir” türkümüzü gönül rahatlığıyla söylemiyoruz, şu deniz yolu ulaşımına ne oldu?
      Bilen varsa anlatsa da derdimiz dinse…
      Aahh… Nerde o günler? 1950’li yılarda Giresun’da okuyorum.  Beyazlara bürünmüş Akdeniz gemisi bir gelin süzülüşüyle gelip Giresun limanına demir attığında cümle âlem rıhtıma koşar,  gemiyi yakından görmek/gezmek isterdi. Çünkü liman yeni yapılmıştı da ondan. Ben de cuma günü gelen vapurla okuldan kaçamak yapıp Trabzon’a yolculuk yapardım hafta sonları.
      Ne güzel, ne hoş yolculuklardı onlar. Bir keresinde güvertedeyim, baktım geminin serenine/direğine beyaz bayrak çekilmiş. ”Allah, Allah, bu ne böyle?” diye düşüncelere daldım. Sonra gidip gemi süvarisine sordum, “Niçin beyaz bayrak çekildi gemiye?” diye. Meğer gemide bir hanım doğum yapmış da ondan.  “Bir yaşıma daha girdim…” dedim kendi kendime.
      Biz eskilerin anı dağarcığı işte böyle naftalin kokan anılarla doludur hep.  Beğenin-beğenmeyin fırsat bulduk mu bohçamızı  -yerli-yersiz- açar kendi güzelliklerimizi herkes bilsin isteriz.
                                                x     x     x
      Halk kahramanımız Köroğlu, “Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu” demişti ya, tıpkı onun gibi… 1960’lı yıllarda Karadeniz kıyı yolu trafiğe açıldı, deniz yolunun önünü son model otobüsler eşkıya olup kesti. 
      Var da, yok da karayolu… Doğu Karadeniz, karayoluyla soluklanmaya başladı?
      Peki, o her hafta üç kez Trabzon Limanı’na girişte ve çıkışta kenti selamlayan gemiler ne oldu? Ne olacak, başka-başka hatlara kaydırıldı. Sonunda hurdaya verilip söküldü.
      Koca Yavuz zırhlısını jilet yapan zihniyet, senin Akdeniz, Tarı, Güneysu, Bakır, Cumhuriyet ve daha nice gemine mi acıyacaktı!
      Kısacası, Trabzonlular eskiden yaptığı deniz yolculuklarını özler oldu böylece.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.