Cazibe merkezleri’nden daha kıymetli gelir kaynağı olmayan her bölge için bacasız sanayi önemi taşıyan turizmin, Doğu Karadeniz’in ekonomik kalkınma stratejisinde de anahtar sektör olduğu tartışılmaz bir gerçektir.

Son yıllarda bölgede yaşanan turizm hareketliliğinin istihdama ve ekonomiye yaptığı katkı bunun kanıtıdır.

Bölgemizdeki esnaf, yatırımcı, bürokrat, siyasetçi, sivil toplum temsilcisi, kısacası toplumun her kesimi geleceğin turizmde olduğunu kabul ediyor.

Bir seferberlik hali var ancak geçmişteki hatalardan yeterince ders çıkarılamamış olması ve tüm uyarılara rağmen buna eklenen yeni yanlışlar, turizmin geleceği açısından endişelenmemizi de gerektiriyor.

1990’lı yılları hatırlayalım.

Sarp Sınır Kapısı’nın açılmasıyla birlikte, başta Rusya olmak üzere Gürcistan, Azerbaycan, Ukrayna ve Ermenistan gibi ülkelerden bölgemize yüz binlerce insan geldi.

Bavul ticareti büyük ilgi gördü, Karadeniz’in sahil kentlerinde kurulan ‘Rus pazarları’na kırsaldan akın yaşandı.

Bavul ticareti yapanların büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturuyordu.

Bir süre sonra, satılan eşyadan çok ‘Satana’ rağbet artınca, ticaretin boyutu değişti, seks turizmine dönüştü!

Ardı ardına açılan çakma oteller bu sektöre hizmet vermeye başladı!

Temel yoldan çıktı, Fadime isyan etti, yuvalar dağıldı ve bu süreçte çok önemli bir hata yapıldı.

Rusya’dan gelen tüm kadınlar ‘Nataşa’ ilan edildi, sapla saman karıştırıldı, sırf turist olarak bölgeye gelenlere de seks işçisi gibi davranıldı.

Özetle, Ruslar bizde fahişe, Akdeniz’de ise turist muamelesi görünce, haklı olarak Antalya’yı tercih etti.

Turizm açısından çok önemli bir fırsat tepildi.

***

Sonraki yıllarda bir adım daha atıldı.

Sümela Manastırı’nda 88 yıl sonra ayin yapılmasına izin verildi.

Yunanistan, Rusya, Gürcistan ve Güney Kıbrıs’tan binlerce insan, hacı olmak için Sümela’ya geldi.

Zaten turizmin çekim merkezlerinden biri olan manastır, inanç turizminin de adresi oldu.

Fakat bölgenin turizmdeki gerçek şahlanışı, mazisi 5-6 yıl öncesine dayanan Arap turizmidir.

Körfez ülkelerinden gelenler, bölgemizi “Dünyadaki cennet” olarak tarif ediyor.

Uzungöl, Ayder, Hıdırnebi başta olmak üzere yaylalarımız Arap turistlerin vazgeçilmezi oldu.

Devasa yatırımlar yapıldı, çok daha fazlası planlanıyor.

Elbette yatırım şart ancak turist için en önemlisi, kendisine verilen değerdir.

Hepimiz biliyoruz ki; fırsatçılık yapan, turisti yolunacak kaz olarak görüp fahiş fiyat uygulayan, soyup soğana çevirmek hatta cücüğünü bile yemek isteyen kafalar turizme büyük zarar veriyor.

Şu çağrıyı bir gün değil, her gün yinelemekte fayda var.

Her Arap turiste anlamını bile bilmeden ‘Ayva’ diyerek şirinlik yapıp sonra da abartılı fiyatlar istemek, ayvayı yemekten başka bir işe yaramaz.

Rusları kaçırdık!

Turizmdeki en önemli merkezlerimizden Sümela Manastırı onarım nedeniyle kapalı olduğu için, kruvaziyer turları gelmiyor!

Haliyle elimizde sadece Arap turistler kaldı.

Turistin memnuniyeti için hepimiz bir turizm polisi sorumluluğuyla hareket etmeli ve fırsatçılara göz açtırmamalıyız.

Çünkü turiste atılan ‘Kazık’, geleceğimiz için koca bir ‘Yazık’tır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com