Hiç kimse farkında değil ama ülkemiz gittikçe karanlık bir tünele doğru hızla yol almakta. Yolun sonunda bizleri nelerin beklediği ise muamma. Tabloya gözlerimizi silerek baktığımızda iyi şeyler gördüğümüzü ne yazık ki söyleyemeyeceğiz. Ülkemizin gündeminde parti kongreleri ve yeni hükümet var. Oysa dışarıdan ve tarafsız bir gözle bakınca bunların ülkenin kaderini doğrudan etkileyecek nitelikte olaylar olmadığını anlayacaksınız. Aksine bu gündemlerin asıl sorunların ortaya çıkıp konuşulmasını engelleyen suni gündemler olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Asıl konuşulması gereken Türkiye›nin uluslararası arenada içerisine sürüklendiği yalnızlıktır. ABD›nin bile geleneksel düşmanlarıyla (Rusya, İran) arasını düzeltmeye çalıştığı bir dünyada bizim en yakın komşularımızla olan düşmanlığımızın akılla izahı zordur.

Herkesle kavgalı olmak, hamasi nutuklar atmak iç kamuoyunda kulağa hoş gelebilir ve siyasi bir getirisi de olabilir. Ama dışarıdaki sorunlarımızın çözümüne hiçbir katkı sunmayacağı gibi sorunları daha da ağırlaştırabilir.

Mesela İngiltere Başbakanı ‘Türkiye ancak 3 bin yılında AB’ye üye olur’ derken sanki ülkemizle dalga geçtiğini ima etmektedir. AB’den kopmak bizi Arap dünyasının kucağına iter ki bu da ülkemizin bir üçüncü dünya ülkesi ve ikinci sını f demokrasi patenti almasını kaçınılmaz kılar.

Şunu da unutmayalım, Arap dünyasına yaklaşmakla sorunlarımızın çözüleceği boş bir iddiadır. Çünkü Arap dünyasının güvenirliği bir yana, ipleri tamamen emperyal güçlerin elindedir. Almanya’ya bakacak olursak orda da durum farklı değildir. Alman parlamentosunda gündem, Türkiye’nin dünyadan tecrit edilmesidir. Evet, dışarıdan bakıldığında aşağı yukarı manzara budur. Bu fotoğraf umutlarımızın tükenmesine neden oluyor ve bizi «karanlık tünel” metaforunu kullanmaya mahkûm ediyor.

Keşke iyi şeyler söyleyebilsek, umutlu mesajlar verebilsek ama bunları söylemeye bugün için imkân yoktur. Diğer kaygı verici, belki de en vahim olan konu halkımızın böyle bir gündeminin olmamasıdır. Bugün dış ilişkilerdeki olumsuz tablonun içeriye yansımaları insanlar tarafından anlaşılmayabilir, fakat yakın bir gelecekte depremin sarsıntılarını hissetmek kaçınılmaz olacaktır.
 

Anladığım kadarıyla Türkiye emperyal güçler tarafından kuşatılmıştır. Ülkemize dönük operasyonlarda düğmeye basılmıştır. “Panama Belgeleri” aslında bir işaret fişeğidir. Bu ve benzeri olaylarla Türkiye’ye “aba altından sopa” gösterilmektedir. Amerika’da her gün Türkiye aleyhinde veya konusu Türkiye olan paneller düzenlenmekte, ülkemizi yalnızlığa mahkûm edecek politikalar gazete ve dergi sütunlarına yansımaktadır.
 

İçeride ise terör olayları ne yazık ki devam etmektedir. Bölücü örgütün hedeflerinden birinin de terörü Karadeniz›e taşımak olduğu anlaşılmaktadır. Kandan beslenen bu hain örgütün önünde millet olarak bir duvar olmamız gerektiğine inananlardanım. Fakat ne acıdır ki toplumda böyle bir bilinç ve mutabakat yaratması gereken milletin temsilcileri, Meclis’te kavgalı, küfürlü, yumruklu fotoğraflar vermekten sıkılmamaktadırlar.

İşin en kötüsü bu tablonun kimseyi rahatsız etmemesidir. Gelecek fırtınanın şiddeti kimseyi ilgilendirmemekte, toplum, önüne konulan sahte gündemlerle oyalanmaktadır. Anayasa değişikliği, başkanlık gibi tartışmaların ülkemizin birikmiş devasa sorunlarını çözmeye bir katkı sağlamayacağı açıktır. Dış ilişkiler uzmanı veya stratejist değilim fakat yaşadığımız olaylar ülkemizin dış dünyada süratle bir yalnızlığa doğru itildiğini gösteriyor. Bunun da insanımıza dönük yansımaları mutlaka olacaktır. Yapılması gereken her zaman söylediğim gibi «fabrika ayarlarına dönmek”tir.

Yaşadığımız coğrafyayı değiştiremeyeceğimize göre öncelikli hedefimiz komşularımızla dostane ilişkiler geliştirmektir. Bu coğrafyada ayakları yere sağlam basan bir Türkiye geleceğe de güvenle bakabilir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
www.karadenizinsesi.com.tr