Amerika ve Rusya (Sovyetler Birliği) arasındaki “soğuk savaş”ın sona ermesiyle sağ-sol ayrışmalarının da bir anlamada tarihe gömüldüğünü görüyoruz.

Günümüzdeki en büyük sorun, ulus devletimizin ve onun olmazsa olmazı olan Türklüğün korunmasıdır. Çünkü emperyal güçler ve yerli işbirlikçileri bu topraklardan ve Anayasa’mızdan Türklüğü çıkarıp kimliksiz bir Türkiye yaratmak hedefini açıkça ve pervasızca dile getirmektedirler.

1989’da “Berlin Duvarı” yıkılınca Orta Avrupa’da, Kafkaslar’da, Ortadoğu’da yeni haritalar çizilmeye başlanmıştır. Adına “yeni dünya düzeni” denilen emperyal projede ise hedef Türklüğün tasfiyesi yerine “ılımlı İslam”ın konulmasıdır. Bu tasfiyede dikkat edilmesi gereken en önemli nokta Türkiye’nin bağımsızlığının temel dayanakları olan Kemalizm ve Türklüğün sürekli olarak hedef gösterilmesidir. Hatta “Avrupa İlerleme Raporu”nda Türklüğün demokrasimizin gelişmesinin önündeki önemli engellerden biri olduğu konusuna sürekli vurgu yapılmaktadır.

Bu dayatmalar ve saldırılar sebepsiz değildir. Amaç, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelindeki en sağlam taş olan Türklüğü sonsuza kadar silmektir.

Türk ve Türklüğün tarihsel düşmanları arasında ne yazık ki gerici-yobaz takımı da vardır. Kutsal dinimizi kendilerine siper ederek Türklüğe ve Cumhuriyet’e saldıran bu gericiyobaz tayfasını tanımadan bu sorunun köklerinin nerelere uzandığını tam olarak anlayamayız. Bu işbirlikçilerin amacı cemaat, aşiret ve etnik topluluklardan oluşan bir toplum özlemidir.

Cumhuriyet, Türklüğü yeniden ayağa kaldırırken, onun düşmanları Türklüğü yerden yere vuruyorlardı. Bunların başında ise Vahdettin ve Damat Ferit’in Şeyhülislamı, Mustafa Sabri Efendi geliyordu.

Milli mücadele yıllarının en uğursuz isimlerinden biri olan bu zat aynı zamanda bir saray dalkavuğu ve İngiliz işbirlikçisidir. Onun gibi düşünen arkadaşları ise Saidi Nursi ve İskilipli Atıf Hoca’dır.

Mustafa Sabri, Türk ordusu İstanbul’a girince çarşafa bürünüp İngiliz Konsolosluğu’na sığınır ve yurt dışına kaçar. Ölene kadar da Türk düşmanlığına devam eder.

“Ben de ayniyle reddedip Türk’ü

Attım üstümden en elim yükü

Tevbe yarabbim tevbe Türklüğüme”

“Beni Türk milletine addetme” diyebilecek kadar bu düşmanlığı en ileri noktaya taşımaktan çekinmemiştir. Bu mısralar sorunun köklerinin nerelere kadar uzandığı ve ne kadar derin olduğunu göstermek içindir.

Bugün Türklüğe saldıranların ve onsuz bir Anayasa yaratmanın hayalini kuranların maskesi işte budur. Al Mustafa Sabri’yi çal bugünkülere.

Mustafa Sabri örneğini vermemizin nedeni şu tespiti yapmaya yöneliktir: Devrimciliğin olduğu gibi gericiliğin de tarihsel bir kökeni vardır. Günümüzde Türklüğe düşmanlıkta, dinci yobazlıkla liberal ideoloji aynı saftadır.

Düşmanlarımızı tanımadan ülkemizin geleceği ile ilgili doğru ve sağlıklı kararlar verebilmek mümkün değildir. Bağımsızlığımızın önündeki en büyük engel dün Çanakkale’ye ve Anadolu’ya saldıranlar bir de onların yerli işbirlikçileridir. Bu topraklar ihaneti ve hainleri çok görmüştür. Ama bilinsin ki Atatürk Türkiye’sinin gücü bütün oyunları bozacak kararlılığa ve uyanıklığa sahiptir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.