Gazetecilik hem zor, hem neşeli bir uğraştır. Elbette hakkını verenler için! Şimdilerde adı “medya” olmuş ve hatırı sayılır bir bölümü ise yıkamayı, yağlamayı gayet normal bir matahmış gibi yapmakta; tetikçilik, iftiracılık, hasılı gazetecilik dışında her türlü melaneti önümüze koymaktadır. Haa biz çok mu iyi yapıyoruz? Bu da tartışılır ama en azından kimseye kara çalmıyor, sadece doğru bildiklerimizi dile getirmeye çalışıyoruz. Bazen hata da yapıyoruz, yanlış da… Farkımız, kasıtlı davranmamaktır vesselam…

Çok uzun süredir bu mesleğin içindeyim. Ve gazetecilik öncesinde üstelik okurken boş zamanlarımda yasal olan hemen her işi yaptım. Üstelik bunlar ağır ve zor işlerdi. Ancak meslek olarak seçtikten sonra sadece işimi yaptım. Yukarıda dedik ya, “zor zanaattır” gazetecilik… Hele yerel gazetecilik… Eskiden “mahalli basın” denirdi. Mahalli basın döneminde bir yerel gazete, birkaç kişi ile çıkarılırdı. 4 sayfalık gazetenin aslolan 1. ve 4. sayfaları idi… 2. ile 3. sayfaları mürettipler kendi kafalarına göre, üstelik fazla yer kaplasın diye büyük “hurufat”la dizerlerdi. Ve yine büyük klişelerle (metal levhalara basılmış fotoğraf) süslerdi ki işleri çabuk tamamlansın!

Elbette bu dönümlerde yanlışlar, hatalar da olmaz değildi! Bazıları komik, bazıları trajikomik olsa da, bazıları var ki insanın içini titretirdi! Mahalli basının en büyük sıkıntıları malzeme yokluğu idi! Bu nedenle harf kaymaları çok zaman gülünç olaylara neden olurdu.

12 Eylül öncesi sanırım 1978’di… Yenigün Gazetesi’nin yazıişleri müdürüydüm! Sevgili Vecdi Altay da genel yayın yönetmeni… Gazete Uzunsokak’taki İnkılap Matbaası’nda basılıyordu. Hem matbaa, hem gazete Tuğtekin kardeşlerindi… Bir sabah erken gelmiş ve henüz oturmuştum ki, patronlardan sevgili Naci Tuğtekin telaşla içeri daldı ve elindeki gazeteyi göstererek, “İhsan Bey, bu kaza ne zaman olmuş? 2 telefonumuz da kitlendi!” diye sordu!

Merakla elindeki gazeteyi kaptım! 3. sayfada bir haber: “Konya’da uçak kazası: 40 ölü…” Devamını okumaya gerek yok! Kaza Konya’da değil, Kenya’da olmuş… Elbette 40 insanın ölümü büyük olay ama yerel, mahalli değil… İç sayfaları hazırlayan mürettipler çarçabuk işlerini bitirmek için hurufatı karıştırmış ve Kenya olmuş mu Konya?

Bunun daha komiği de var: Mesela bizim bitişiğimizde de Sonhaber Gazetesi vardı. Patron rahmetli Emin Şefik Yılmaz, o zamanların tıfıl delikanlısı “kuzu” veya “yavru” lakaplı Fethi ile ağabeyi rahmetli Naci ve birkaç kişi ile yayınlanıyordu. Özdemir Çatalbaş, Müzeyyen Güner benim gibi hem okuyor, hem de orada çalışıyorlardı. Özdemir anlatmıştı: Gazetenin kıdemli mürettibi rahmetli Ali Kara, bir gün akşama doğru küçücük yazı işleri odasının kapısını aralayıp elinde yazılı olan Necip Fazıl’ın bir şiirini gösterip, “Özdemir Bey, şu şiir, hazırladığım çerçeveye kısa geldi. Çerçeveyi bozup yeniden yapmak uzun iş! Şu şiire birkaç satır ilave yazsana…” demiş!!!

3 GÜN SONRAKİ GAZETE!!!
Mahalli gazeteler için bunlar çok önemli sayılmazdı. Hatta sıradan işlerdi. Bazen bir gazete patronu sevmediği kişiyi veya siyasiyi bir anda öküze veya ineğe dönüştürebilirdi! 1970’lerde Trabzon’da Bayraktar Gazetesi, dönemin başbakanı rahmetli Süleyman Demirel’i, “Hollanda’dan ithal edilen bol süt verimli Holştayn ya da Jersey ineği”ne benzetmiş, 1-2 gün sonra da “sehven” oldu diye yazmıştı. Kimse de uzatmamıştı! İstanbul’da 1950’lerde bir gazete önemli bir bakan olan Fatin Rüştü Zorlu’nun İstanbul ziyaretini “Fatin Puştu İstanbul’da…” diye manşetten vermişti. Çok kullanıldığı için kulağı düşen “R” harfinin “P”ye dönüşmesi ve de “ü”lerin kullanıla kullanıla neredeyse görünmeyen noktaları yüzünden olduğu için böyle bir yanlışlık yapıldığı yazılmış, ya da kasıtlı davranılmıştı!!!

12 Eylül 1980 darbesinden birkaç ay sonra benim de başıma benzeri bir olay geldi. Sıkıyönetim tüm hızıyla devam ediyor, okulum bitmiş ama öğretmen atamalarının ne zaman yapılacağı belirsiz... Türksesi Gazetesi’ni çıkarıyorum. Bir kış günü ki, cuma idi. Baş mürettip Baki Alemdar geldi ve “Yahu İhsan Bey, biz haftada hiç 2 gün izin yapmadık. Benim çok önemli bir işim var. (Sanırım Pazar günü iddialı bir maçları vardı) Gel bugünden hem cumartesi, hem de pazartesi günkü gazeteleri hazırlayalım da 2 gün izin yapalım” diye teklifte bulundu. “Baki, böyle saçmalık olur mu? Pazar günü Trabzonspor’un maçı var! Ne yazacağız?” dedim ama Baki diretti. “İhsan Bey, Trabzonspor kesin yenecek. Sonucu yazmazsın ama galip geldiğini yuvarlak laflarla süslersin” demez mi?

Olurdu, olmazdı, hayli tartıştık. Tek kişi 2 günlük gazeteyi yapacak! Üstelik henüz olmamış, yapılmamış şeyleri de yazacağım!!! Baki, “Ben sana güzel klişeler bulurum. Gel yapalım şu işi. 2 gün tatil bizim de hakkımız. Bak sen de tatil yapacaksın!” diye ha bire gaz veriyor. İstemeyerek de olsa başladık işe… Akşama doğru önce cumartesi gününün gazetesini, sonra da pazartesi günkü gazeteyi hazırlıyoruz. Bu arada yerel gazetelerin pazarları yayınlanmadığını belirteyim.

Öyle bir yere geldim ki, tıkandım. Artık ne ellerim daktilonun tuşlarına gidiyor, ne kafam basıyor! 3 gün sonraki gazeteye koyacak bir yazı bulamıyorum! Derken, Baki koşarak geldi ve elindeki 20’ye 15’lik klişeyi gösterdi: “Aha İhsan Bey, spor için harika bir klişe… Spor sayfasına çok iyi gider” dedi sevinçle… Ben de aldım, baktım, gerçekten güzel bir klişe… Tribünler, sanki Trabzonspor gibi yazılar seçiliyor… Kalabalık… Neyse yine canlandık. Klişenin altına (Sanırım o pazar Eskişehirspor maçı vardı) “Trabzonspor yine kazandı!” Alt başlık olarak da “Eskişehir’i yenen Trabzonspor yine şampiyonluğun en büyük adayı” diye de yazdım!!! (O sezon sonunda Trabzonspor şampiyon olmuştu) 2 gazeteyi de tamamladık! Heyecanla aşağıya indik. (Öğretmenevi ile Şehir Kulübü’nün arasındaydı gazete binamız. Turan Kardeşler’in alıp restore ettirdikleri bina)

Basılmamış kalıpları gözden geçirdik. “Tamam!” dedim ve çıktım. Gerçekten de 2 gün izin yaptık. Sisli, puslu bir pazartesi sabahı erken saatlerde gazeteye geldim. Çünkü 2 gündür içimde bir kurt ha bire beni kemiriyor! Ve ilk önce cumartesi tarihli gazeteyi gözden geçirdim. Evet, hiçbir sıkıntı yoktu. Sevindim. Bu defa pazartesi günkü nüshaya baktım. İlk sayfa harika… İç sayfalar da güzel… Arka sayfayı, yani spor sayfasını çevirdim ki, başımdan aşağıya sanki o soğuk günde kaynar sular döküldü!!!

Ben şaşkın şaşkın sayfaya bakarken patron rahmetli Ayhan Kıyak, aşağıdan ahşap merdivenleri ikişer, üçer basamak atlayarak çıka geldi! “İhsan Bey, gördün mü? Ne yapacağız şimdi?” diye sordu ve acı acı yüzüme baktı! Sayfada her şey normaldi aslında! Trabzonspor yenmiş, diğer tüm başlıklar yerine oturmuş ama, sadece klişe farklıydı!!! “Trabzon Hüseyin Avni Aker’in tribünlerindeki kalabalık” diyerek meğer 12 Eylül 1980 darbesinin oluşumuna katkı sağlayan ne kadar illegal örgüt varsa klişenin içindeydi! En büyük ibare de “Kahrolsun Ordu” pankartı idi… İmperial Gazinosu’nun önünden Gazipaşa’ya yani Atatürk Alanı’na doğru yürüyen örgütleri gösteren koskoca bir klişe fotoğrafı, “Trabzonspor Taraftarları” diye yazmışım!!!

Sıkıyönetimin katı kuralları var! Biraz sonra 48. Tugay Komutanlığı’ndan bir er gelecek ve 6 adet gazeteyi alıp doğruca tugaya götürecek! Ayhan Ağabey “Ne yapacağız?”ı bunun için soruyor! Çünkü o fotoğrafı gören askeri idare, gazeteyi kesin kapatacak! Üstelik cezası da var. Dedik ya kış günü, soğuk bir hava… Yaklaşık 500 gazeteyi toplayıp odada gürül gürül yanan sobanın içine doldurduk! Hepsini yaktık. Gerçekten de az sonra tugaydan bir er geldi ve gazeteleri istedi! Ayhan Ağabey, “Teknik bir arıza nedeni ile bugün gazete çıkaramadık” diyerek onu savuşturdu. O dönemlerde pazar günleri hariç yılda sadece 3 gün bir gazetenin mazeretsiz “yayınlanmama hakkı” vardı! Yoksa resmi ilanı kesiliyordu.

Başımıza böyle bir iş gelmişti. Tüm gazeteleri yaktığımızı sandık ama o dönemde işine çok bağlı, düzgün çalışan kadın bir elemanımız vardı reklam ve abone servisinde… Meğer daha biz gazetelere bakmadan 50’den fazla abonenin gazetesini hazırlayıp postaya bile vermiş! Kütüphaneye bile göndermiş! Bundan dolayı da günlerce sıkıntı çektik! “Gazete ya, askeriyeden birinin eline geçer ya da biri ihbar ederse ne yaparız?” diye… Ama demek kimse fark etmemiş ki, hiçbir şey olmadı. Sadece korkumuzla kaldık. Yıllar sonra Trabzon Halk Kütüphanesi’nde o gazeteyi çok aradım ama ne yazık ki bulamadım. Bilmiyorum ama bu konunun günümüzle bir bağlantısı var mı acaba?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.