Son günlerde Türkiye’nin kalbi sayılan Ankara’da patlatılan bombaların hedefinin Türk milleti ve onun istikbali olduğu gün gibi aşikardır.

Askerlerimiz ve diğer güvenlik güçlerimizin yaptığı başarılı operasyonlarla iyice köşeye sıkışan ve yok olma aşamasına gelen bölücü terör örgütü bu eylemleriyle panik havası yaratarak harekatın durmasını istemektedir. Çünkü askerimizin inançlı ve kararlı tutumu herkese gerekli mesajları vermiştir.

Bu eylemleri sadece terör örgütlerine bağlamak aymazlıktan da öte saflık olur ki, bu durumda tehlikenin büyüklüğünü kavrayamamak gibi bir gafletin içine sürüklenmiş oluruz. Bu bombalı eylemlerin arkasında, onların destekçilerinin olduğunu unutmamak gerekir. Bunların adını defalarca yazmamıza gerek yok. Eğer düşmanlarımızı tanımıyorsak bu vatanı da hak etmiyoruz demektir.

Ülke düşmanları terör örgütüne devlet kurma sözü vermiştir. “Yerel yönetimleri güçlendirme, özerklik” gibi kavramlar maksatlı olarak ortaya atılmakta insanımızın zihni bunlara hazırlanmaktadır. Bilinmelidir ki, “özerklik” veya “yerel yönetimleri güçlendirme”nin çıkacağı kapı bölünmüş Türkiye olacaktır.

Türkiye artık bir yol ayrımındadır. Ya egemen bir devlet olarak varlığını sürdürecek ya da emperyal oyunların figüranı olacaktır. Kararı verecek olan Türk milletidir. Böyle bir kararı verebilmesi için de önce uyanması gerekmektedir.

ABD, AB ve İsrail, kendi politikaları ve amaçları doğrultusunda Türkiye’yi kullanmak istemektedirler. İstiyorlar ki, Ortadoğu ve Suriye politikalarında kendi yazdıkları senaryo hayata geçsin ve Türkiye buna sesini çıkartmasın. İkili anlaşmalar ve NATO vasıtasıyla başımıza geçirilmiş tasmadan kurtulmamamız için yeri geldiğinde terörle, yeri geldiğinde ekonomik krizlerle ülkemiz terbiye edilmeye çalışılmaktadır. Bu oyunu bozmak vatanseverler olarak bizlere düşmektedir. Dağda, bayırda, köyde, kasabada ve sokakta uyuyan insanları uyandırmaya çalışmak hem bir vatan borcu, hem de bir ibadettir. Bizlere vatandaş olarak düşen görev budur. Ülkeyi yönetenler ise ordumuzun arkasında durmalı, PKK ezilmeli ve Suriye ile barışılmalıdır.

Ne siyaset bilimci ne de stratejistim ama sağduyum ülkemin bir uçurumun kenarında olduğunu söylüyor. Çözüm sürecine dönmek intihardır. PKK’yı yok etmek sadece ordumuzun değil, millet olarak bizim de görevimizdir. Topyekün bir seferberliğe ihtiyacımız olan bu günlerde lütfen ucuz polemiklerden, siyasi rant hesaplarından uzak duralım.

Bir söz vardır: “Geçmişi hatırlamayanlar onu tekrar yaşamak zorunda kalırlar.” ABD’nin 1991 ve 2002 Irak saldırıları temelde Kürt devleti kurmaya yönelikti. Bizim yöneticilerimiz de o günlerde bir koyup, beş almaktan söz ediyorlardı. Arkasından Ecevit hükümeti çökertilmiş, Türkiye yavaş yavaş yörüngesinden çıkarılarak Kemal Derviş ekonomik politikalarıyla küresel kapitalizmin taşeronluğuna mahkum edilmiştir. Özelleştirmeler bir düğün-bayram havası içerisinde gerçekleştirilmiş fakat bunun hangi sonuçları doğuracağı hesap edilmemiştir. Bugün bırakın sokaktaki bir vatandaşı, üniversite mezunu bir genç bile “Tahkim Yasası”nın ne olduğunu, ülkemize neler kaybettirdiğini bilmez.

Bu ülkenin aydın sınıfı, sanatçıları, öğretmenleri, akademisyenleri, görev sizindir. Yabancıların çıkarlarına hizmet eden bildirilere imza atacağınıza ülkenizin istikbaline imza atın. Yerli ve milli olmak bunu gerektirir. Aynı geminin içerisinde olduğumuzu, başka bir Türkiye olmadığını unutmayalım. Emperyalizme (çağdaş sömürgecilik) karşı direnmek, sınırlarımızı korumak, yerli işbirlikçilerin oyunlarını bozmak öncelikli görevimiz olmalıdır. Onun için “Uyan Türkiye” diyoruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.