(Trabzon’un maskotu Agah diye biri)

Uzun bir sokak demişlerdi uzun uzun düşünmüştüm -bilmiyordumnereden bilecektim ki Trabzon’u görmemiş/ gezmemişim çünkü... Sonraları Uzunsokak’la tanıştım

bir uzuuuun sokaktı gördüğüm öte ucunda gazeteci Agah Şenol,

ortasında Diplomat Teyfik, Taksim Parkı’nın kenarında Otomatik Refik.

Ben o zamanlar hep vitrinlere aşıktım, gazeteci vitrinlerine. Hep dergiler arardım yeni, hep gazetelerde arardım kendimi.

Vefa Yelpaze Köroğlu Cingöz Recai 20. Asır.

Bir tür sevda işte benimkisi dergi olarak biriktirirdim harçlıklarımı.

Trabzon’a motorla ilk geldiğimde, karaya ilk ayak bastığım Moloz’da, hiç de şaşkın değildim -yiterim korkusuyla ders almıştım.

- Tek solukta Uzunsokak’a çıkmış,

Agah’ın dükkanını elimle koymuş gibi bulmuştum. Gazeteci Agah, kendi başına buyruktu.

Sormazdı kimseye ‘ne istiyorsun’ diye.

‘Akbaba istiyorum’ dersiniz o kısacık boyuyla -balıklama atlargazete yığınlarının arasına, bulup çıkarırdı.

Hem de kapağında Necmi Rıza imzalı seksi karikatürlüsüyle. Agah’tı, davranışı adına yakışırdı.

Doğruluk Kitabevi’nden hamalın küfesine yüklediği üç-dört günlük gazeteleriyle ve iki eline aldığı gazete paketleriyle,

Uzunsokak’ı fethetmiş bir komutan edasıyla geçer, lebalep gazete/dergi dolu mekanına gelirdi.

-Kimse bilmezdi-gazete/ dergi yığınları arasına rakı zula ettiğini.

Çünkü -edebiyle içerdi.-

Bariton bir sesi vardı,

-nezleli bir ses deseniz de olur.- Kendi dünyasını yaşar, gazete bayiliğini severdi.

Hani ne ararsan bulunur derde devadan gayri

-dükkanlar vardı ya.-

Agah’ın dükkanı işte öyleydi.

Satamadığı gazeteleri atmaz biriktirir.

Gazetelerde tefrikaya bağlananlar hep onun kapısını çalardı. Hastalanmak hiç aklına gelmez,

eski/yeni gazetelerle dolu dükkanını

sabahın köründe açar.

Valilikte abone yaptığı memurları sabahları iyi dileklerle uğurlardı. Derdi gazete/dergi satmak değil,

derdi gazete isteyenlerin gazetelerini temin etmek karşılıklı mutlu olmaktı. Kentin maskotuydu O... Trabzon’a dışarıdan gelenler ilk solukta O’nunla tanışır, sohbet eder anı fotoğrafı çekenler

-kimi zaman-

akşamları birlikte akşam ederlerdi.

Bir sabah Agah’ın dükkanı kapalıydı.

Herkes meraktaydı ne oldu diye.

‘Nasıl olur akşam birlikteydik’ diyenler

İskenderpaşa Camii’nde -musalla taşındaminicik tabutunu gördüler.

Asıl ben üzülmüştüm, bir ömür geçirdiği o lebalep gazete/dergi dolu minicik dükkanını göremeden gitti.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.