Malum, Doğu Karadeniz son yıllarda turizmin gözdesi… Ortadoğu’da, Güney’de ve Ege’de sıcaktan bunalanlar kendini bu bölgenin yüksek rakımlı yaylalarına atıyor. Elbette amaç sadece serin bir tatil yapmak değil. Alabildiğine yeşil bu yörenin tarihiyle ve kültürüyle de tanışmak… O televizyonlardan izlediği, gazete ve dergilerden okuduğu yörenin mutfağının tadına varmak. Kuymağını yemek, yayla peynirini tatmak, kuru fasulyesinden, peynirlisinden, kıymalısından tut da karalâhana çorbasına varıncaya kadar onlarca çeşit lezzetin tadına bakmak.

Geceleri üşümek… Yazın sıcağında yaylada battaniyeyle uyumak! Fırtına Deresi’nin Çoruh Nehri’nin o azgın sularında rafting yaparak adrenalin yükseltmek! Sümela’sını, Uzungöl’ünü, Ayder’ini, Kaçkarlar’ını, Kümbet’ini, Camili Köyü’nü, Karagöl’ünü, Santa’yı, Kayabaşı’nı, Sis Dağı’nı, Potuk’u görmek… Bulutlarla arkadaş olmak… Asmasu ve Mançura gibi onlarca şelalenin tadını çıkartmak… Bütün bunların hayalini kuranlar akın akın geliyor. Öyle böyle değil. Turlar taleplere yetişemiyor. Uçaklarda yer yok. Oteller tam dolu.

Buraya kadar her şey normal… Fakat! Şu bir gerçek ki vahşi bir doğada vahşi bir kapitalizm uygulanıyor. Şöyle ki…

Altyapı sıfır… Yollar bildiğin mayın tarlası, stabilize ya da dar. Toz, toprak içerisinde gidiyorsun. Otopark olmayınca her taraf otopark olmuş! Araçlardan yol bulup adım atamıyorsunuz.

Alternatif sıfır… Örneğin bir turist Ayder Yaylası’na gittiğinde yapacak hiçbir şeyi yok. Otele yerleşecek, yemeğini yiyecek, çayını içecek. Bir şansı daha var yürüyecek. Sonra da gidip uyuyacak.

İşletmecilik sıfır… Restoranlar şehirleşmiş. Yöresel mutfak yok. Metropollerde ne var ise yayladaki restoranda da o var! Otellerin birçoğu hijyenden uzak. “Oda kahvaltı” deniliyor ama sabah kahvaltıya indiğinizde peynir, ekmek, zeytin buluyorsunuz. Yörenin balını, peynirini, kuymağını, mıhlamasını menüde aramayın!

Hizmet sıfır… Size bir “hoş geldiniz” diyorlar bir de “güle güle.” Bunun dışında fazla bir şey beklemeyin.

Fiyatlar sınırsız… Otel fiyatları hak getire! Resmen tavan yapmış. Herkes kafasına göre fiyat vuruyor. Çift kişilik bir odayı sabah 230 liradan akşam 560 liradan satıyor. Serbest piyasa ekonomisiymiş!

Devlet bu kapitalizmden geri kalır mı? Ayder’in girişinde her araçtan boyutuna göre para alıyor. Sümela’ya girerken para alıyor. Peki, bunun karşılığında ne veriyor? Hiçbir şey! İnsan bir otopark yaptırır.

Adam Ayder Yaylası’na, Uzungöl’e ‘yumruk atma makinesi’ getirmiş, para kazanıyor. “Şehirdeki makinenin buralarda ne işi var?” demeye kalmadan turistin birinin makineye salladığı yumruk, karşıdaki dağda yankılandı. “Sessiz, sakin” dediğimiz yerlerde şimdi bunlar var!

Özetle, her şey nasıl daha fazla para kazanabilirim mantığıyla yürütülüyor. Yani vahşi doğada vahşi kapitalizm! Arada iyiler varsa da bu rant çarkının arasında eriyip gidiyor maalesef! Büyük hayallerle gelenler, hayal kırıklığı yaşayarak geri dönüyor!

Bölgedeki valiler ise olup bitenler karşısında kılını kıpırdatmıyor. İşleri güçleri, “Karadeniz çok güzel gelin” demek! İyi de altyapıya el atmıyorsun, sorunları çözmüyorsun, işletmecileri bir araya toplayıp, “Bakın. İnsanlar buraya yöresel mutfağın tadına varmak, yörenin keyfini çıkartmak için geliyor. Menülerinizdeki hamburgerleri kaldırın. Onlara doğal lezzetler sunun” demiyorsun. Turistin daha fazla zaman geçirmesini sağlayacak alternatifler oluşturmuyorsun. ‘Yolunacak kaz’ gibi görülen turistlere uygulanan ulaşım dâhil birçok konudaki ahlaksızlığa müdahale etmiyorsun.

Çağırdın, geldi! Sonrasında bir daha gelecek mi? Ben cevap vereyim. Böyle giderse bir gelen bir daha gelmeyecek!

Ne mi yapılmalı? Bu konuda sektör temsilcilerinden tutun da sivil toplum örgütleriyle birlikte ortak bir akılla acil eylem planı oluşturulup, müdahale edilmeli.

Yoksa hakikaten yazık olacak!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×