Günlük hayatta sıklıkla kullandığımız, millet olarak geçirdiğimiz bu sıkıntılı günlerde daha içten söylediğimiz vatan.

    Uğruna nice emekler, gaziler, şehitler verilen vatan kavramı üzerinde yeniden ve her zaman düşünmemiz lazım. Bir toprak parçasına vatan diyebilmek için yaşanılanları, vatan kalması için yapılanları ve yapılması gerekenleri her daim akılda tutmalıyız. Akılda tutmak yetmez buna göre de davranmak zorundayız.

   ‘Önce vatan’ diyen bir millete mensubuz. Vatanın anlamı bizler için daha bir başka. Vatan kavram olarak “Bir milletin hâkim olarak üzerinde yaşadığı, barındığı, gerekirse uğrunda canını vereceği toprak” olarak tarif ediliyor. Dinimizde, uğrunda ölenlerin şehit olarak kabul edildiği kutsal bir anlamı da vardır bizler için vatanın.

   Milletimiz için vatanın önemi her zaman güncel oldu. Çok değil bir nesil önce 1915’de bu coğrafyanın her köşesinden vatan için cepheye koşanlar ne için gittiklerini ve neyle karşılaşacaklarını çok iyi biliyorlardı. 1915’in üzerinden çok geçmeden 1919’ta başlayan süreçte yine vatanın tam anlamıyla her köşesinde “Ben ne yapabilirim” kaygısıyla kurulan Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinde insanlar, yine vatan kaygıyla bir araya geldi ve ne gerekiyorsa onu yaptılar!

   Bu topraklarda vatan kaygısı bitti mi? Hayır. Yine aynı sıcaklıkta devam etti.     

   Her şey yolundayken vatanın anlamı ve önemi konusunda mutabık kalmak, işler kötüye gittiğinden daha zor oluyor nedense.

   Güçlünün daha da güçlendiği, devlet sınırlarının ekonomistlerce belirlendiği, hatta “Sınırlara dokunulmadan sınır ihlallerinin” yapıldığı bir dünyada yaşıyoruz sanki. Artık ülkelerin iç işlerinin daha fazla başka ülkenin dış işleri olduğu bir süreçteyiz. Bugün için çok büyük bir tehlike olmasa da ülke bayraklarının yerini şirket bayraklarının alacağı günlere mi gidiyoruz diye sorular soruluyor.

    İnsanları bir arada tutmak geçmişten daha zor mu tam olarak bilemiyorum.  Ancak küresel anlamda esen rüzgârın da etkisiyle insanların bir arada kalmasına, milli ve/veya dini kavramlar eskisi kadar yetmiyor gibi. Yoksa milli veya dini referanslar üzerinde kurulan devletlerdeki karmaşa nasıl izah edilebilir? (Elbette ki sorun kavramlarda değil. Algılama biçimi veya algılanmamasında.)

   Vatanın üzerinde kurulan devleti yönetenlerin işi her geçen gün daha da zorlaşıyor. İnsanları bir arada tutmak kanaatimce geçmişten daha zorlaşıyor.

   İletişim yöntemlerinin sunduğu tüm yöntemler kullanılarak, dünyada çok sert esen tufanda, bir arada kalmanın hepimizin kârına olduğu anlatılmalı, hissettirilmeli. Vatan-devlet-hükümet-siyasi parti kavramlarının hepsinin ayrı anlamlarının olduğu, önem derecelerinin başka olduğu en zirvede vatanın yer aldığını yeniden idrak etmeliyiz. Suç ve suçlular hep oldu. Bundan sonra da olmaya devam edecek. Suçluyla mücadele vatan sürecini etkilememeli.

   Ortak geçmişimiz bizi bir arada tutan önemli unsurlardan biri. Bunun yanında ortak geleceğimiz için de bir arada kalmamız gerektiği, kim hangi şeye önem veriyorsa tam da “Onun” için bir arada kalmamız gerektiği, bıkmadan, usanmadan anlatılmalı. Anlamakta gecikenler hep oldu. 1915 ve 1919’da da durum çok farklı değildi. Vatanın önemi her zaman günceldi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.