Transfer sezonun açılmasıyla Trabzonspor tıpkı sezon başında olduğu gibi “transfer görgüsüzlüğünü” tüm hızıyla sürdürüyor. Dünyada emsali görülmemiş bir biçimde takımı yeni baştan kurma adına alınan 22 futbolcunun tamamı neredeyse Trabzonspor’un elinde patladı. İzlenen yanlış transfer politikası kulübün sırtına telafisi zor maddi ve manevi yükler bindirirken, dün atılan yanlış imzalar bugün yeni transfer ihtiyaçları doğurdu.

Futbolla birazcık ilgisi olanlar bilirler ki, transferler sağlam bir iskelet üzerine yapılandırılır. Bu kemik yapı da en az 7-8 kişiye tekabül eder. Alınması gereken yeni kan ise 3-4 ünitedir. Fazlası bünyede zehirlenme yapar. Trabzonspor, dört ay gibi bir sürede gereksiz futbolcu yüklemenin ne gibi hasarlara yol açtığının en iyi örneğidir. Hem parasından olan kulübümüz maalesef itibarını da bu uğurda zedelemiştir.

Ara transfer yapmak Trabzonspor için her ne kadar zaruri gibi gözükse de, işin özünde lüzumsuz ve israftır. Çünkü transferleri iddiası olan takımlar yapar. Trabzonspor ise -ne acıdırki- ligde iddiası kalmamış bir kulüptür. Yapılan ve yapılması planlanan transferlerin skandala dönüşme olasılığı çok yüksektir.

Ayrıca PTT Ligi’nden bozma vasat bir kaleci için yarım sezonda 3 trilyon ödenmesi neyin kafasıdır? Sizin kalecilerinizden çok üstün meziyetleri olmayan birine bu denli para saçmak savrukluktan başka bir şey değildir.

Eskişehirsporlu Erkan Zengin Trabzonspor’un transfer gündemine alındığından bu güne, gönlünün ve tercihinin hep Fenerbahçe’den yana olduğunu belirtmesine rağmen, Trabzonspor Zengin’de ısrar etmeye devam etti. Bu ısrar, Zengin’in son açıklamaları ile skandala dönüşmüştür. Ardından yine Eskişehirsporlu Aytaç’ı renklerine bağlamak için yoğun çaba harcayan kulübümüz, bu iki oyuncuya karşılık hem para hem de futbolcu verme planlaması içerisine girdi.

Şikeli 2010-2011 sezonunun şaibeli takımlarından Eskişehirspor’la bugün Trabzonspor’un iş birliği yapıp, kulübü neredeyse “kardeş takım” ilan etmesi, Fenerbahçe’den Volkan Demirel’i alıp, üstüne de biz geçmişi unutalım, o sezon aslında her şey legaldi, demesinden farklı değildir. Hacıosmanoğlu’nun adeta slogana dönüştürdüğü “her platformda emek hırsızlarıyla mücadele halindeyiz” sözleri, Eskişehir ile yapılan alış verişlerin ardından, İbrahim Bey’in söylem ve eylemlerinin ne denli samimiyetsiz olduğunun göstergesidir.

Ayrıca Trabzonspor’un CEO’su konumundaki birinin, bir futbolcunun ayağına,ta İsveçlere kadar gitmesi ayıptır, yazıktır. Menajerlerin yapması gereken işleri kulübün CEO’sunun üstlenmesi prestij kaybıdır, yakışıksızdır.

Geçtiğimiz günlerde “Trabzonspor’da usulsüzlük yapılıyor ve menajer paralarında gaydırıgubbaklıklar var” diye Hacıosmanoğlu, eski yönetici Mustafa Erdem tarafından şikayet edildi. Böyle bir şeyi ne kadar uygun bulmasak da, bu nahoş ortamın hazırlayıcısı Hacıosmanoğlu’nun ta kendisidir. Hacıosmanoğlu, Başkan Sadri Şener’i usulsüzlük yaptı diye mahkemeye verirken bu yanlışa örnek teşkil edip, Trabzonspor başkanının mahkemeye verilmesinin önünü açmış oldu. Bu durumdan şikâyet etme lüksünü de kendi elleriyle yok etti.

NOT: Trabzonspor Genel Sekreteri’ne yapılan saldırının üzerinden bunca zaman geçtikten sonra zanlılardan hala bir ses çıkmaması, Bülent Arınç’ın, ‘iyi ki bu orduyla savaşa gitmedik’ söylemini aklıma getirdi. Allah korusun! Korusun da Trabzon’da başka şeyler olmasın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.