Sıkıldığım ya da yorulduğum zamanlarda hep şiir okurum. Şiirlerle kurtulurum yalnızlığımdan. Çoğunlukla da frensiz/yoğun çalışmalarımda bunu yaparım. Bunaldığım mı, yoruldum mu hemen şiir kitaplarına sarılırım. Şiir okumak yorgun beynime ilaç oluyor böyle zamanlarda…

6 Aralık 1965 tarihinde Isparta’da imişim. Tam yarım yüzyıl geçmiş aradan. Belleğimi zorluyorum, o tarihte ne için gitmişim Isparta’ya diye… Gitmişim ve orada Cemal Süreya’nın “Göçebe” adlı şiir kitabını satın almışım.

“Göçebe”nin birinci sayfasına not düşmüşüm, oradan biliyorum Isparta’da olduğumu. O güne ilişkin günlük yazmamışım… En çok da buna şaşıyorum. Şimdiki yorumuma göre “yalnızlık” yaşadığım yerlerde ve de zamanlarda çoğu kez günlük yazmayı unutmuşum. Şimdi ayırdına varıyorum.

Şair, “Göçebe” adlı şiirinin bir yerinde;

“Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası” diyor. Demek ki, Isparta’da “yalnızlık” mı yaşamışım ki günlük yazmayı unutmuşum? Onu da bilemiyorum. Yalnızlık duygusunun herkese göre farklı algılama boyutu var elbet. Tabii ki ne olduğunu yaşayan bilir ancak.

***

Bitmemiş, yarım kalmış işler varken nasıl şiir okunur? Oysa okunacak o denli çok şiir kitabım var ki… Hepsini okusam belki çok daha farklı bakabileceğim bu dünyaya. Ama zaman yok ki…

Sadece şiir kitapları değil, nicesi raftan doğru sitem edercesine;

-N’olur beni oku… diyor. Oysa, ben yıl sonunda yayımlamayı düşündüğüm kitabımı yazmaktan yorgun düşmüşüm. Şiir okumak, yorgun belleğime/bedenime ibadet rahatlığı kazandıracak ama gel de oku... Bu büyük yorgunluğu/yalnızlığı bir kovabilsem kafamdan… Kovabisem de her şeyi bilen “çok bilmişler”in kalabalık ortamından uzakta kitabımın yazımını bitirebilsem.

***

Siz hiç gözlemlediniz mi, balıkların kimi zaman deniz ortamından kurtulmak için havaya zıplayıp sonra tekrar denize düşüşlerini? Ya duydukları bir mutluluktan ya da benim gibi yaşadıkları bir bunaltıdan, bir yalnızlıktan, bir üzünçtendir belki de deniz ortamından havaya zıplamaları... Ne büyük mutluluktur balıklar için, kim bilir?

İnsanın yaşadığı bu dünyadan bir an için “öbür dünya”ya gidip dönmesi gibi bir şey mi bu acaba?

Hemen belirtmeliyim, her balık böyle bir hüner gösteremiyor.

Deniz ortamından havaya zıplama hüneri/ farklılığı balıklar arasında nasıl bir övünçtür doğrusu merak ediyorum. Farklı insanlar da öyle değil mi?

***

“Farklı olmanın” da bir acı yanı/yönü olduğunu da bilmek gerekiyor bu noktada. “Farklılık”lar çoğunlukla önce “yalnızlık”la komşuluk kuruyor dünyamızda.

“Farklılık”tan doğan “yalnızlığı”nızı “üretkenlik”le birleştirmez, evlendirmez/ bütünleştirmezseniz toplumsal yaşamın olumsuzluklarından en çok etkilenen siz olursunuz isteseniz de, istemesiniz de… Çünkü, böyle durumlarda “gurur” denen ruhsal hastalığınızdır her an sizinle güreş tutan.

Cemal Süreya “Mola” adlı şiirinin bir dizesinde;

“Taşınacak silah değildir gurur”, diyor. “Yalnızlık” da öyle…

“Ey sevgili yalnızlık enin günübirlik sokaklarında

Dopdolu bir öğle

Bir kuş serpintisini, ölümün canevine sürgün götürüyor” diyor Cemal Süreya.

Tıpkı ben… Öğleleri yalnızlığımın yorgunluğunu hapsedeceğim kapıları hep kapalı buluyorum.

Çaresiz değilim, şiir kitaplarıma sarılıyorum yorgun olsam da… Şiirleri okuyor, öpüyorum..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
www.karadenizinsesi.com.tr