Bu hafta herkes söz birliği etmişçesine hukuktan bahsetmeye başladı. Önce sert gelen topu göğsünüzde yumuşatıyorsunuz. Sonra göze hoş gelen bir iki hareket yapıyorsunuz. Nihayetinde ise topu size sertçe atanlara bütün gücünüzle şut olarak geri atıyorsunuz. Sizi hukuk aşığı bakışlarla, hayranlıkla izleyenler golü doksandan yiyor elbette. Ak Parti’nin ve hükümetin paralel yapı ile mücadelesinde gelinen noktayı anlatmaya çalışıyorum.

Hükümet, paralel yapıyı yılın son MGK Toplantısı’nda, PKK terör örgütüyle birlikte andı. Sonra Dolmabahçe Sarayı’na el bombası atıldı. DHKP-C Örgütü, kimse sahiplenmeden acele bir şekilde eylemi üstlendi. Öncelikle şu tespiti yapmakta yarar var: Burada Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a mesaj veriliyor: “Başkanlık sevdasından vazgeç, aklını başına al yoksa…” Gezi Parkı eylemleri, her fırsatta hükümet aleyhine yapılan gösteriler, CHP’nin paralel yapı ile açıkça iş tutmaya başlaması ve en son Dolmabahçe Sarayı’na yapılan saldırının temsili anlamı şudur: “ABD-İngiltere-İsrail klasik şeytan üçgeninin yanına artık Almanya da eklenmiştir.” Paralel yapı, stratejisini belirlemiş görünüyor. Darbeyi hukuki yollarla yapmayı denemişti. Bugüne kadar yaptığı tüm operasyonlarda, kurduğu tüm tuzaklarda ve tezgâhladığı tüm kumpaslarda yasaları kullanmıştı. Yasadışı işleri yasal zeminde yürütmüştü. MGK Toplantıları’nda tam da bu teşhis konulmuştu: ‘Legal görünümlü illegal örgütlenme.’ Paralel yapının başaramadığı darbenin ve yaptığı ihanetin bedelini ödememek için geliştirdiği strateji, yasalara uymayı adalet gibi göstermek oldu.

Çünkü yargılandığı konularda hep yasal bir görüntüye başvurmuş. Bu yüzden de yasalarla hareket ettiğinizde işin sonunda hiçbir yere varamayacağınızı düşünüyor. En son Pazar sabahı tam olarak ne dediği belli olmayan Hüseyin Gülerce yeni bir çıkış yaptı ve hukuka göre suçluların bulunması gerektiğini, Sayın Gülen ile bu işlerin bağlantısının tespiti halinde kendisinin suçlanması gerektiğini söyleyiverdi. Kısacası Gülen’i bu işlerden sıyırma peşine düşmüştü.

Ortada çok vahim tuzaklar, dinlemeler, kumpaslar, delil üretmeler, darbe kalkışmaları var; ancak liderleri, yönlendiricileri, saikleri, amaçları ve arkasındaki gerçek yüzlerini tespit edebilecek ne cesur savcılar var ne de somut deliller. Peki, yasallık yoksa suç da yok mudur? Devlet ve millet bu zulümleri sineye mi çekmelidir? Derin devleti geçmişte yüzlerce defa olduğu gibi yine görmezlikten mi gelmeliyiz? Peki, yasal görünümlü bu kumpaslar meşru mudur? Ahlaki midir? Yeri geldiğinde yasaları ve yasal delilleri bir kenara bırakıp helal-haram jargonuyla konuşanlar şimdi neden yasallığı adaletin temeline koyuyorlar? Doğrudur. Adalet mülkün temelidir. Ancak adalet yasalara uymuş görünmekten ibaret değildir. Adalet, darbeye kalkışarak bu ülkeyi Batı’ya yeniden teslim etmeye kalkışanlara, devletin ve milletin beraber olarak, hainliğinin karşılığında gereken cezayı vermesidir. Eğer hâkimler ve savcılar yasalara uygun deliller bulamadığı gerekçesiyle bu örgütü es geçerlerse, ülkenin başına gelecek onursuz belalardan sorumlu olacaklardır.

Çünkü bu tezahürü kim inkâr edebilir? Milletin özgür iradesinin tecelli etmesi ve devletin böylesine özgür bir millete dayanarak bağımsızlık mücadelesine girmesi karşısında, yasalar teferruattır. Çünkü yasaları zaten milletin özgür iradesiyle yetki almış olan devlet aygıtları yapar. Yasalar helvadan yapılan putlar gibidirler. Önemli olan milletin vicdanındaki adalettir. Mesela Gülen’e bizi ulaştıracak deliller bulunamazsa, bu deliller karartılmışsa ya da bu delilleri gören savcı zaten Gülen’in adanmış ruhlarından biriyse; bütün bu yaşadıklarımız hayalden ibaret mi kalacak? Mesela tuz kokmuşsa ne olacak? Yasaları uygulayan camianın üçte birinin paralel yapıyla ortak hareket ettiğini hep birlikte gördük. Tam bir çıkmazın içindeyiz. İşte bu yüzden yasallık değil, adalet mülkün temelidir. Adalet de bu hainliğin hesabını bir şekilde sormaktır. Millet, yasalarla oyalanmak değil, adalet talep ediyor. Aksi halde devlet milletin nazarında itibar kaybeder.

Bu mücadelenin birilerinin gözünü korkuttuğunun farkındayım. Kolay değil, mücadele edilen yapının arkasındaki devletler, bu ülkede daha önce hiç kaybetmediler. Döndüler, dolaştılar ve sonunda; şu bürokrat zihniyetli korkaklar ve gelecek endişesine kapılanlar sayesinde hep galip geldiler. Eee.. Bağımsızlık için ve derin devlet belasından kurtulmak için, kaybetmeyi göze almak gerek cancağızım...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.