KIRŞEHİR-Arkadaşlarımla buluşmalarımızda şaşıyorum, niçin böyle hayret ediyorlar diye... Gören herkes; "-Ya ağabey, hiç değişmedin. Bunun sırrı ne?" diye soruyorlar iyi niyetle.

Sarılıp öpüşüyoruz, sırt sıvazlamalar, hoş-beş sohbet başlangıç akordudur her zaman. Ne yaparsın, ne edersin faslı... Çoluk-çocuk... Yenge, falan filan... Söz dönüp dolaşıp gezmek-görmek üzerinden hovardalığa, yemeğe-içmeye gelip tıkanıyor.

Söz, yemek üzerine gelince anlayınız ki; acıkanlar çoğunluktadır o sohbette... Kalkıp hep birlikte yemek salonuna geçiliyor sonunda... Bilirsiniz, otellerde kahvaltılar, öğle ve akşam yemekleri sizin beğeninize kalmış... Seç-seç al ve ye... Yiyebileceğiniz kadar. Beni görenler yine şaşkın-şaşkın soruyor: "-Ağabey, bu ne yaa? Bununla mı doyacaksın?"

Şaştıkları şey, sabah kahvaltı tabağımda gördükleri dört zeytin, iki küçük dilim beyaz peynir, iki parça domates, minik ambalajlı bir kutu bal ve bir dilim ekmek... Bir fincan çay. Arkadaşınızın şaşkınlığı sizin üzerinde... Devam eder ve can yakıcı soruyu yöneltir: "-Ağabey, yaa bunlarla mı ayakta duruyorsun?"

Yanıtım her zaman hazırdır böylesi durumlarda; anlatırım uzun-uzun... "-Ben sofradan hiç bir zaman doyarak kalkmam ki... Midemle bu açıdan hep kavgalıyım. Midem hep şikayet eder, 'Daha ye... Daha ye!..' diye... Ama aklım hep galip gelir, fren yapar devamlı...

Kahvaltıdan/yemek masasından hep doyarak değil, yemek tadı damağımda kalkarım."

Böyle söylerim ya, karşımdaki arkadaşımın durumuna bakıp içimden acırım. Kocaman bir göbek... Ona ne diyeyim ki?.. Anlatacağım her şey havada kalacak... Bir kere obez olmuş...

Yemek kültüründe de zayıf alan bir toplumuz. Neyin ne zaman tüketileceğini çoğumuz bilmiyoruz. Bilmediğimiz için de vücut yapımızın gelişimi sağlıksız beslenme sonucu deforme oluyor. Sağlık sorunları yaşıyor, belli bir yaştan sonra doktor ve hastane kapılarında nöbet tutuyoruz.

Yaşam; bir "doyum"u yudum-yudum yaşamak olduğuna bir kez daha Kırşehir'de tanık oldum. "Yudum-yudum yaşamak..."

Kırşehir'de bir haftadır "Ahilik Haftası" yaşanıyor. Kanaat ehli kimliğin sembolü bilge insan "Ahi Evran", sakin, temiz, ve güzel insanların yaşadığı Kırşehir'de huzur görmüş; bu kentte "bilge kişiliği"ni toprakla buluşturup; Yüce Mevla'mızla sevdalanmalarını sürdürmeyi dilemiş... Kırşehir işte böyle bir kimliği/kişiliği bağrında barındırmanın haklı gururunu yaşıyor asırlar boyu...

Bir doyum, bir kanaat ehli insanların kenti Kırşehir... "Ahilik Kurumu"ndan kaynaklanan ahlak ve gelenek sosyal yaşamın bütünlüğünde yaşanan sakin/duru bir kent... Ahiliğin güzelliği; bilgi ve ahlak üzerine kurulu olması onu günümüze bu kimliği ile taşımış bulunuyor.

Ahi Evran bir debbah'tı... İnsanın ruhunun görünmeyen kavgalarını/ pürüzlerini gün yüzüne çıkmadan bir 'debbah hüneriyle terbiye ederek, doğuştan gelen saflığın bozulmasına izin vermeyen bir bilge kişilik olarak gelip-geçti bu fani dünyadan. Ondan baki kalan ise ticaret dünyamızın gelenek ve görenekleri oldu.

Duyarak doyup yaşamak... Nice insanlar duyarak doyup; iz bırakarak göçmüşler bu dünyadan... Niceleri de "Bir varmış, bir yokmuş..."

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com