Sevgili okuyucular; tarih, yaşayan örneklerle doludur.

Sizlere bunlardan birkaçını aktarmak istiyorum.

Yunanistan’ın ünlü filozofu Sokrates, öğrencilerinden birisini kumar oynarken görür, fena halde üzülür ve öğrencisini azarlar.

Talebe, “Mühim değildi, çok para ile oynamıyordum” savunmasını yapınca Sokrates şunları söyler:

“Parana değil, kaybettiğin zamana acıyorum. Seni bunun için azarladım.”

Sokrates’e göre, zaman paradan da kıymetlidir.

Bizim de “Vakit nakittir” diye bir atasözümüz vardır, hep tekrar ederiz de hiç uymayız!

Zamana paramız kadar önem vermiş olsak, etrafımız durmadan zaman israf eden insanlarla dolmazdı.

Devlet dairelerinden iş yerlerine ve sokaktaki insanlara kadar her yer bu israfın karanlık çukuru içindedir. Çünkü böyle alışmışız.

Bu çok kötü bir alışkanlık!

Atatürk, 10. Yıl Nutku’nda realist bir görüşle bu konuda yolumuzu aydınlatmıştır.

İlerleme ve kalkınma için zaman, ölçüsü geçmiş zamanın alışkanlıkları değil, günümüzün sürat temposu olmalıdır.

Kaldı ki, o günden bu yana, zaman mefhumu çok değişmiş, füze devrimine ulaşılmıştır.

Müreffeh ve mesut Türkiye’nin gerçekleşmesinde ve bir an evvel maksada ulaşılmasında zaman unsurunun rolü büyük olacaktır.

Sokrates’ten bugüne kadar daima zamanın öneminden bahsedilmiş olması boşuna değildir.

Bu tarihi ışığın rehberliğinde, demokratik gelişmemizin kemal burcuna varmak için hayale dalarak meçhuller aleminden bir şeyler bulmaya çalışmaktan ve lüzumsuz zaman kaybetmektense, yüz küsur yıldan beri uygulanarak zaman zaman revizyondan geçmiş, bugün mükemmel vaziyette şekillenmiş örnekler üzerinde durmak ve onları kendi bünyemize uydurmak en isabetli hareket olur.

Zamanın Türk devlet adamları Londra’ya resmi bir ziyaret yapmışlar. Konuşmalar birbirini takip ediyor.

Her toplantıda, o zamanın muhalefet lideri Attlee de var. Churchill iktidar başkanı olarak bir nutkunda bizimkilere, “Biz iç işlerimizde kavga edebiliriz. Fakat milli meseleler bahis konusu olunca, görüldüğü gibi aynı masada birleşiriz” der.

Liberal Parti’nin başkanına bizim yazarın birisi, bir Türk sigarası ikram eder. Sigarayı alan başkan, “Tam 60 gündür sigara içmiyorum. Mücadele günlerinde vücudumu boş yere yıpratıp yormak istemem. Fakat bu sigarayı muhafaza ederek seçimden sonra 2 aylık hasretimi gidereceğim. Bir daha verirsen onu da rakibime veririm” açıklamasında bulunur.

Bunun üzerine bizim yazar, “Öyleyse bir üçüncü sigara daha vereyim, onu da İşçi Partili rakibinize verirsiniz” der.

Alışık olmadığımız ve yadırgadığımız bu güzel davranışlar demokrasinin amentüsüdür.

Bu zihniyet gerçekleşmedikçe demokrasi edebiyatı, demokrasi lâfçılığı havada kalır.

Köksüz bir ağaç gibi, yeşermeden başına bin türlü bela gelir.

Bu arada güzelim zaman da akıp gider.

Değerlendiremediğimiz zamanın korkunç şamarı yüzümüzde şaklasa da nafiledir, geçen geçmiştir.

İktidar ve muhalefet olarak iyi niyetler seferberliğine muhtacız.

Yoksa 10 yıl sonra, ‘Şu devlet bizden 100 sene ileride diye dövünür’ dururuz.

Köklü tarihi ile Türk milleti, böyle bir milli ayıba layık değildir.

İdari sorumluluğu olanlar bu tarihi vebalin ağırlığını sözlerinde ve hareketlerinde daima göz önünde tutmaya mecburdurlar.

Hem iktidar, hem de muhalefet olarak…

Zira açıkça görülmektedir ki, muhalefetin sorumluluğunu hafife alması da düzenin dejenere olmasında büyük ölçüde amildir.

ESKİ MEZAR
Nasrettin Hoca bir gün medresede ders verirken, bir anda konu mezardan ve kabirden açılır.

Bunun üzerine Hoca öğrencilerine dönerek;

-Bakın mollalar, ben ölünce sakın ha beni yeni bir mezara gömmeyin. Eski bir mezara gömün olur mu?

Oradakiler buna bir anlam veremezler. Merakla sorarlar;

-Eski mezara gömülmek istemenizdeki hikmet nedir? Hoca’nın cevabı ilginçtir;

-Siz kabirdeki sualin ne kadar çetin olduğunu biliyor musunuz? Beni eski mezara gömerseniz belki Münker-Nekir gelince beni eski ölü zannedip sorguya tabi tutmazlar. Ben de bu çetin sorgudan kurtulurum!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com