Ülkemizin hatta işi abartıp dünyamızın geneline baktığımızda açık ve net bir şekilde görürüz ki, hemen hemen herkes bir şeyler yazarlar. Bunun adına mütevazi davranmak isteyen insanlar karalamak derler ama nihayetinde yazma eylemi gerçekleştiyse eğer iddiasız olan en ufak bir sözcük toplaması bile, yazım hayatına göz kırpar.

Peki, neden yazarız? 

Buna yazar kimliğimle veyahut sıfatsız bireyliğimle içten cevabım, her ne kadar radikal cümleler kurmaktan kaçınmak istesem de bugün ne ise yarında o olacaktır; ‘Bende varım’ diye çığlık atan saman atından su yürüten yalnızlığımızdır. İnsan o kadar karmaşık bir kurgulamadır ki, kendini anlatmak isteği insanlığın ilk gününden bugüne değin hiç durmadan, fark edilebilir bir artışla devam etmiştir, ediyordur ve yine edecektir. Aslında işin illüzyonist kısmı sanırım şuanda tamda cümlesinin üzerine bastığım bu ironi. Şimdi burada insanların neden yazma ihtiyacı duyduğunu ifade etmeye çalışırken, neden yazdığımı da açıkça ifşa etmiş bulunmaktayım. 

Yıllardır, (ömrümün bugüne kadar gelmeyi başaran zaman diliminden bahsediyor olmalıyım) hayat hep bir yerden alıp bir yere koymaya çalışırken beni, elime her baktığımda ne zaman kuruyacağını hesaba katmak zorunda kaldığım kırmızı bir oje yerine, kalemtıraşından daha yeni ayrılmış bir kalemle baş başa olduğumu gördüm. Ve bu durum o kadar uzun sürdü ki belli bir zamandan sonra, insani yanlarımın bir kalemle çok daha anlam bulduğu fikri beynimde ve zihnimde tezahür etmeye başladı. 

Bu olgu, neden yazıyor olduğum sorusunun benimle tanışmasına sebep olacak kadar kurcalayıp durdu, tüm bildiklerimi. Çünkü daha fazlasını bilmeye ihtiyacım vardı. Herkes gibi…
Elbette her bulduğum cevap, izahı çok daha zor sorularla tekerrür edip durdu kendini. Sonra, neden bilinmez düşündükçe içinden çıkılamayan durumlarla savaşmanın en güzel ordusunun –okumak- olduğu kanaati yerleşti içime. Okudukça büyür mü insan küçülür mü bilemem. Bunlara cevap vermeye çalışmak ukalalıktan başka bir şey değildir çünkü. Kimi okur almak istediğini alır kimi okur alması gerekeni alır ve terk eder yazı mahallini. Bunun en güzel yansımasını da çok uzaklaşmadan ülkemize bakarak bile rahatlıkla görebiliriz. Herkes, o kadar farklıdır ki birbirinden ‘herkes’ kelimesi bile ortak bir payda da can bulmamıza müsaade etmez. Çünkü, eğer farklılıklarımız olmasaydı onca siyasi parti, onca spor takımları, şairler şiirler, yazarlar, birbirinden taban tabana zıt durumda olan binlerce meslek dalları ve o meslekleri icra edenler bulunmazdı. Bu örnekler uzun yıllardır ayakta olan insanlık göz önüne alındığında, uzar da uzar ama kısa kesmek gereken yerler vardır. Bu anda onlardan biri. Çünkü, tereciye tere satmamak gerek. Ama benim bugün yaptığımın bir adı varsa eğer, tereciye tereyi o bile anlamadan satmaktır. 

Bilinçaltlarınıza selamlar…

Bir sonraki yazısı: Bu Karadeniz Filmlerinin Sorunu Ne?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.