Seçme eylemi aslında zordur. Çünkü önünüze gelen tercihlerden birini ya da bir kaçını seçip ayırmanız gerekir.  Duyuyorsanız; böyle bir sorumluluk taşıyorsanız,  seçme işinizde “kılı kırk yarma” gibi bir düşüncenin peşine düşersiniz; öyle değil mi?

Sorarsınız… Öğrenirsiniz… Sonra kendi algı ölçülerinize göre seçme konusundaki kuşkunuzu giderecek  kararı verirsiniz.  Artık rahatsınız…  Ufkunuz açık, gönül rahatlığı benliğinize sinmiştir tabii ki…  Belki ilk günlerde/haftalarda böylesinizdir de, günlerin/haftaların/ayların ne getireceği/götüreceği belli değildir yine de…

“ -Ne olacak?”  sorusu geleceğiniz, ya da ortak paydamız “geleceğimiz”;  kuşkusu bu kez siner içimize,  benliğimize, beyinlerimize…

                                                                          X    x   x

Gelecek günlerin, güzel ya da çirkinden yana neler getireceğini düşünüp seçme tercihini erdemli/akıllı şekilde yapsaydık, yapabilseydik, bunca demokrasi badiresini ve bu günkü kuşkuları yaşar mı idik hiç?  Sağlıklı düşünüp yapmadığımız, yapamadığımız için de; olduğu yerde dönüp duran bir kısır döngüden  kurtulamıyoruz bir türlü… Daha önce de bu köşede belirtmiştim,  demokrasimize renk ve güzellik katan ve onun  “can suyu”  olan seçimi, seçme eylemini yeterince önemsemiyor/önemseyemiyoruz.  Seçimi/seçme eylemini “horoz döğüşü” olarak algılıyor, sonuçta kazanan taraf isek derin bir solukla göğüs kabartıp gururla çalım arma turlarına başlıyoruz toplum ortasında birbirimize…

Sağduyusuz, basireti bağlı bir seçme eylemidir yaptığı çoğunluğumuzun.

Öyle olmasa taşını/toprağını ayıklayıp/seçtiğimiz/aklımızca seçmeye çalıştığımız pirinçlerden  aklımızca yaptığımız pilavları yerken kırar mı idik dişlerimizi böyle?

Önceki deneyimleri önemsememe, dikkate almama gibi “hafif/sığ görüşlülük” ya da “geçmişten öç alma” gibi bir şaşkınlık/erdemsizlik önümüze geçip bize yol gösterdiği sürece çok daha  “demokrasi yolu”nu arşınlarız bu kafalarla…

                                                                   X   x   x

Şehit toprağı öpüyoruz her gün… Ciğerimiz yanıyor. Hanelere ateş düşüyor, milletçe üzülüyor, gözyaşı döküyor, teröre lânet yağdırıyoruz.

Nicedir acılı yıllar yaşamaya mahkûm edilmiş durumdayız sanki…  Tabii ki kaderimiz değil bu… Ama bu acılar niçin ve nereye kadar?

Ne demişti bizim eskilerimiz/akillerimiz: “Su uyur, düşman uyumaz…”

 Gerçek o ki, PKK terör örgütü  “çözüm süreci”nde uyumamış, gelecek/bu günler için hazırlıklar yapmış, mühimmat depolarken savaş tekniği konusunda ve ağır silahları kullanmada da öğretiler kazanmış.

Biz mi?  Hep koltuk hesaplamalarının peşine takılıp zaman yitirmiş, kendimiz için zaaf yaratmışız. Oysa böyle mi olmalıydı? Ülke çıkarları açısından tercih yapma/seçme eylemimizde ucuz akıl olan “zaman kazanma”yı tercih edip, uyumuş, uyuşmuş,  kendimizi kandırmayı tercih etmişiz.

Yine tercih/seçim yanlışı yapmışız.

Şimdi de seçim eylemi gelip buldu bizi yine…  Doğru-dürüst davranmazsak  daha çok kırarız onurumuzu, dişimizi…    

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com