Perşembe günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Batı medeniyetinin yüzüne bir şamar gibi inen sözleriyle silkindik.

Bir anda gözümde, Rahmetli Erbakan canlandı.

Onun İslam Birliği hayali canlandı.

Erdoğan İslami İşbirliği Toplantısı’nda (İSEDAK), vatandaşları Müslüman olan ülkelerin yöneticilerini birliğe davet ediyor ve onlara şöyle haykırıyordu:

Mescid-i Aksa barbarların postallarıyla çiğneniyor. Sesimiz çıkıyor mu konuşabiliyor muyuz? Barışı kalıcı şekilde tesis edecek güce sahibiz. İstenirse Irak'ta akan kanı durdurmak mümkün olabilir. Arzu edilirse Suriye'de çocukların ölmesinin önüne geçilebilir. Birlik olunursa az önce ayetleri dinledik. Bu ayetlerde Rabbim bizi ikaz ediyor. Bunu da yaparken bize uyarıda bulunuyor. Bunun içerisinde adaleti tesis edinceye kadar zulmedenin karşısında taraf olun diyor. Herşey açık net ortada. Eğer birlik olunursa birlikte hareket edilirse neredeyse bir asırdır devam eden Filistin'in yalnızlığı ayıbına derhal son verilebilir. Bizim sorunlarımızı sadece ve sadece biz çözebiliriz. Açık açık söylüyorum. Dışardan gelenler İslam Coğrafyasının petrolünü, altınlarını, elmaslarını ucuz iş gücünü seviyorlar. Çatışmalarını anlaşmazlıklarını seviyorlar. İnanın bizi sevmiyorlar. Yüzümüze dost gibi görünenler bizim ölümüzü çocuklarımızın ölüsünü seviyorlar.

Bu sözler haftanın gündemine bomba gibi düştü.

İlk bakışta Batı ülkelerine tepki olarak görülen bu çıkış aslında, Erdoğan’ın karşısında oturan İslam ülkeleri temsilcilerine yönelikti.

Çünkü o salonda, bu sözlerin söylendiği ortamda bulunmaktan bile çekinenler, sıkılanlar ve korkuya kapılanlar olmuştur.

Hemen ardından hafta bitmeden Türkiye Papa’yı ağırladı.

Karşılıklı olumlu mesajlar verildi.

Doğrusu bizim de Batı medeniyetinin de bu olumlu mesajlara ihtiyacı vardı. Papa da kurulmakta olan Yeni Türkiye’de yerini almak istiyor, biz de Yeni Türkiye’nin barışçıl, kapsayıcı ve kimliklere saygılı olacağını taahhüt etmek istiyoruz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Perşembe günü İslam ülkelerine yönelik çıkışı ile Papa’nın ziyareti aynı gündemin alt başlıklarıdır.

Ankara’da epeydir dillendirilen asıl gündem Yeni Türkiye’nin kurulması hazırlıklarıdır.

Ak Parti iktidara geldiği tarihlerde Büyük Ortadoğu Projesi gündeme gelmişti. Herkes bunun anlamı üzerine yazılar kitaplar yazıyordu.

Hatta daha sonra bu haritaya Güney Asya ve Kuzey Afrika da eklendi. Adına da Genişletilmiş Ortadoğu dediler.

O zamanlar stratejistler kulislerde şu cümleyi dillerine dolamışlardı: “Türkiye ya büyüyecek ya küçülecek”

Son on yıldır Ortadoğu’ya müdahale edenler şöyle bir sistemin peşindedir:

Ortadoğu’daki ulus devletler dinsel, mezhepsel ve etnik ayrımlarla bölünecek ve her biri en az üç eyalete ayrılacaktır. Böylece dört ana hedef aynı anda gerçekleşmiş olacak ve her kesimin isteği yerine gelecektir.

Birincisi, küçük devletlerden oluşan bir Ortadoğu’da İsrail’in güvenliği sağlanacak ve süreç tamamlandığındaİsrail en güçlü ve en büyük Ortadoğu devleti olabilecektir.

İkincisi, küçük devletler sermaye biriktirip büyük ekonomiler oluşturamayacak, büyük çapta yatırım yapıp üretim yapamayacakları için halkları Batı’nın ürettiklerini tüketen “tüketim köleleri” olacaklardır. Bu da kapitalistlerin talebidir.

Üçüncüsü, bu küçük devletçiklerin topraklarından çıkan petrole hâkim olmaları mümkün olmayacak ve petrolün son kalan kısmı Shell ve BP gibi dev petrol şirketleri tarafından sömürülebilecektir.

Dördüncüsü,  bu ayrımlardan kaynaklanan çatışmalar devam edecek ve eyaletler arası bu kavgalar silah tüccarlarının modeli eskimiş silahları satabilecekleri ortamları sağlayacaktır. Böylece silah tüccarları bile düşünülmüş olacaktır.

İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu sert çıkışını, hatta İslam ülkelerine adeta yalvarışını, “yapmayın etmeyin gelin birlik olalım” demesini bu senaryo içinde okumak gerekir.

Papa’nın gelişini ise, Türkiye’yi İslami radikal kesimlere destek veren ülke konumuna itmeye çalışanlara karşı koymak ve onları yalancı çıkarmak için bir fırsat olarak değerlendirmek gerekir.

Erdoğan’ın ısrarla 100 yıl öncesine atıf yapan yaklaşımı boşuna değil. Başkanlık sistemine geçişte acele etmesi de zannedildiği gibi kendi hırsıyla değil. Batı’nın Ortadoğu’yu küçük devletçiklere bölme stratejisi bu sisteme dönüşü zorunlu ve acele kılıyor. Çünkü biz becerip Yeni Türkiye’yi kuramazsak birileri zaten Yeni Türkiye’yi kurup elimize verecek.

Yukarıda bahsettiğim milli devletleri bölme ve küçültüp zayıflatma stratejisi içinde maalesef Türkiye’de var. Hükümet bu alçakça hedefe karşı önlem almanın arayışında…

Erdoğan’ın sözleri bu arayışın bir işareti…

Elbette ki büyük kalabilmenin bir bedeli vardır ve bu bedel ne ise bu bedeli hep birlikte çekmek durumundayız.

Ayrıca hükümetin, Papa’nın ziyaretini “dinlerarası diyalog” amacıyla değil; siyasette “kimliklere saygı” çerçevesinde ele aldığını Gülen Örgütü’ne hatırlatmakta yarar görüyorum.

Yolumuz ve bahtımız açık olsun…

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.