Eğitim-öğretimin de kendine özgü kuralları var tabii ki... Ancak bu demek değildir ki, bu konuda her zaman ve her yerde objektif/gerçekçi bir tutumla bu günlere gelindi.

Yanlış tutum ve gerçeklerden kaçışımızın oluşturduğu manzarayı yıllardır görmezden gelişimizin sıkıntılarını yaşamıyor muyuz şimdi?

Özellikle tarih öğretiminde tuttuğumuz/benimsediğimiz masalımsı görüş ve onun sonucu anlatımla gerçeklere efsanevi bir kimlik kazandırma yarışı yapmadık mı yıllar yılı?..
 

Yerel tarih adına yaşadığımız ihmalkarlık sonucu oluşan unutma boşluğunu giderme sıkıntıları yaşanıyor şimdilerde... Ama ne fayda!.. Birçok olanak akıp giden zamanla masal oldu-gitti. Oysa bu konular Batı’da çoktan önemsenip genel tarihin alt kültür birimi “yerel tarih” toplumsal anlamda benimsendi/önemsendi Bizde “Yeral tarih” ihmal edilince, sadece yaşayan yaşlı kişilere dayalı “yerel hafıza”lara dayalı bilgi kaynaklarının da gerçeklik payının tartışılır olması bu alanda yaşanan zafiyeti ortaya koyuyor şimdi. Görüş farklılıkları gündeme geliyor. Sonuçsuz, uzlaşı getirmeyen tartışmalar gündemden düşmüyor... “Yerel tarih bilgisizliği” her yerde sırıtıyor.

Müzeler toplumların hafızası/belleği olarak görülür, kabul edilirler. Ülke olarak tarihi zenginliklerimize karşın müzecilik anlayışı konusunda uzuuun yıllar karnemiz hep zayıflarla dolu olarak bugünlere geldik. Genel anlamdaki müzecilik anlayışını yerel anlamda destekler girişimlerden hep uzak durduk anlamsız şekilde... Öyle ki, 80 milyona yaklaşan nüfusuyla ülkemizde “aile müzeciliği” anlayışı hala yerleşmiş değil.

Ne acıdır ki, iki elin parmak sayısını aşmayan bir noktadayız bugün “aile müzeciliği” konusunda... Böyle olduğu için de çoğu kişiler kendi ailelerinin geçmişine ilişkin bilgi konusunda fikir/görüş sahibi değiller.

Çoğumuz, dedesinden bir kuşak öncesine ilişkin nüfus bilgisinden yoksun. Bilmiyor... Dedesinden/babasından geriye kalan onları andıracak bir anı eşyası bulunmuyor. Saklanmamış maalesef...

Bunun da, yerleşik kanıya göre ölen kişilerden kalan, kalem, defter, saat, kemer, ayakkabı, elbise vb. eşyaların fakir/fukaraya dağıtılarak sevap yapılmak istenmesinden kaynaklanıyor olması... Yerel anlamda çok önemli kişilerin arkalarında birer güzel anı olarak kalacak olan bu eşyalar saklanmış olsa ne gibi bir zararı olurdu oysa...

Bu konuda “Basın Müzeleri” çok daha önem taşıyor. Yerel gazete koleksiyonlarının bulunduğu bir “basın müzesi” düşününüz... Bir “yerel tarih” hazinesi... Gün gün yazılmış haberlerden oluşan sosyal, kültürel, ticari, ekonomi, spor vb. kaynaklı bir tarih ansiklopedisi...

“Basın Müze”leri bu açıdan çok önemsenip ülke genelinde yaygınlaştırıldığında “yerel tarih” adına bir büyük hafıza boşluğu giderilmiş olacak. Ülkemizde bu konuda örnek olup -bildiğim kadarıyla- ilk adımı İstanbul, İzmir, Bursa, Balıkesir, Kocaeli illerimizce atıldığını bir hak bilirlik olarak belirtmek ve alkışlamak isteriz. Bu yeterli değil tabii ki...

Her ilimizde “Basın Müzesi” kurulmalı... 1969 yılında ilk kent gazetesinin çıktığı Trabzon’da böyle bir boşluğun olması düşündürücü olduğu kadar üzüntü vericidir ayrıca...

Osmanlı döneminde bir yenilik hamlesi olarak ilkin 1860’da Beyrut vilayetinde çıkarılan “vilayet gazeteleri” 33 ile yayıldı. Sonuncusu 1908’de Hicaz’da olmak üzere çıkarıldı. 1860-1908 sürecinde Edirne, Diyarbakır, Konya, Kastamonu, Adana, Ankara ve Sivas illerimizde vilayet gazeteleri yayımlandı.

Gönlüm bu kentlerimizde devlet eliyle “Basın Müzeleri” oluşturulmasını/ kurulmasını arzuluyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com