Yıllar önce ahşap kapılı, pencereli, sokak kapılarının üstü demir tokmaklı, cumbalı, bahçeli evlerimiz vardı.

İçinden ahşap merdivenli, önünde kova ile çektiğimiz su kuyusu olan evler.

Karatavukların, bozbakanların ötüştüğü bahçesindeki ağaçlarda Trabzon hurması, mandalina, muşmula, karayemiş, Napolyon kirazı, kokulu üzüm, patlıcan inciri vardı.

Parklarımız budanmamış, şahsi oto parkı için kenarından tıraşlanmamış, ahşap korkulukları yerlerini demir korkuluklara bırakmamış semtlerimiz vardı. Gül dikilmiş, hanımeli kokulu.

Binalarımız taştı, hem de kara taş.

Şimdi camlı çirkin binalar sardı dört bir yanımızı, tarihi kiliselerin, camilerin dışına bile iğrenç sıvalar vurdular ve Hasan usta ile çırağına mide bulandıran bir renge boyattılar!..

*

Çocuk yaşlarda kuran okumasını, namaz kılmasını, yaz mevsiminde mahallemizin camilerindeki imamlarımız, hafızlarımız öğretirdi.

Camiler yaz okulu gibi ve diğer zamanlarda da ibadet yeriydi.

Şimdi altlarına çay ocakları yaptılar. Eczaneler, dükkanlar açtılar, önlerini seyyar satıcı panayırına çevirdiler. Camilerin bir kısmına rant bulaştırdılar.

Ezan bir tarafa, sala okunduğunda herkes bir birine sorardı, ‘Kim öldü?’ diye.

Şimdi sormaya gerek yok. Niye okunduğunu herkes biliyor.

Artık tek değil, grup halinde geliyor şehit haberleri, yurt içinden ve dışından.

Eskiden tek bir şehit haberini TV haberlerinde 5 dakika dinlerdiniz.

Şimdi belki 30 saniye.

Şehidin adı verilirdi mahallesindeki köprüye, okula, çeşmeye.

Şimdi her gün şehit sayısı artarak gelince, ad verilecek yer kalmadı.
Nereye başını kaldırıp baksan, bir şehidin ismi var artık üstümüzde.

*

O yıllarda kavgamız mahalle kavgalarıydı. Aşağıdaki mahalle, yukarıdaki mahalle kavgaları.

Kimse sağcı ya da solcu değil idi.

Kimileri Yılmaz Güney’ci, kimileri Cüneyt Arkın’cıydı.

Kimileri Ferdi Tayfur’cu, kimileri de Orhan Gencebay’cıydı.

Kimileri yolculukta Kamil Koç’u tek geçerdi, kimi arkadaşlar Ulusoy’u.

Bunları tartışırdık geniş boş zamanlarımızda…

*

Muhtarlarımız geçmiş yıllarda mahallemizin muhtarıydı!... Şimdi?

Kimi zaman doktoru, kimi zaman imamı, kimi zaman öğretmeni gibiydiler.

Herkesin evinde belki tek bir çorba tenceresi kaynardı, cebinde de sadece kahverengi

10 kuruşu, sarı 25 kuruşu vardı ama mutluyduk.

İnsanlar tebessüm eder, gülerdi.

Bu ülke de, bu şehirde gülmeyi unuttuk be. Hadi ‘Yalan’ deyin.

Gülene de garip garip bakar olduk. Niye gülüyor acaba diye?

*

Herkes, acıktı mı komşusunun evindeki mutfağa destursuz girer,

Herkesin evinde olmayan buzdolabında bir şey varsa alır yerdi.

Dış kapılar açıktı, isteyen isteyenin evine kapı çalmadan girerdi.

Yakın akraba, hısım gibi, kardeş gibi.

Şimdi adam fetva veriyor “Komşunuza gitmeyin. Namahremdir, günahtır” diye.

Öyle bir beyine, ‘Geri zekalı, angut’ demekten başka çare yok.

*

Ülkede ve Trabzon’da halen daha doymayan doyumsuzlar var. Açlar, görmemişler.

Sanki öbür tarafa getirebilecekler gibi!..

Baksanıza her yeri bina, site, apartman, kule yaptılar.

Şimdi gözlerini Avni Aker Stadyumu’na ve çevresindeki alana diktiler.

Trabzonlu Bakan Süleyman Soylu defalarca tekrar etti.

Burası kentin batı yakasında olmayan, meydan parkı olacak diye.

*

Avni Aker’in kapalı tribününden küçük bir kalıntı, anıt olarak kalacak.

Dış duvarına Hüseyin Avni Aker Stadyumu yazılacak.

Yavuz Selim futbol sahası en azından 2. ve 3. lig oynanacak şekilde yeniden dizayn edilecek.

Stadyuma bitişik müstakil evler, 19 Mayıs Kapalı Spor Salonu ve Orman Bölge Müdürlüğü’ne ait lojmanlar yıkılacak.

O kısma, adam gibi bir kongre merkezi yapılacak.

Telekom binasının yanındaki Hasan Saka caddesinden, Trabzon Lisesi’nin önüne kadar olan o alanda, bunların haricindeki her yer yeşil alan, park olacak.

Öyle mi? Öyle.

Üstelik üstüne basa basa söyledi.

Trabzon Büyükşehir Belediyesi’ne kalırsa buranın kararı var ya

“Eyvah.. Eyvah..”                                      

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com