Yeni kuşak/nesil,  gazeteci/yazar Ziyad Nemli’yi nereden tanısın/bilsin ki… Geçmişte bu kente kimler ömrünü adamış…  Kültür/sanatta kimler kent yaşamına renk  katmış…  Ticaret dünyasına kimler  hareketlilik getirmiş… Hukukta, sağlıkta, ulaşımda ve nice alanda kim/ler  gelip-geçerken iz bırakmışlar… Kimin umurunda şimdilerde?

Kalan sağlar bize yetiyor…  Önemli olan “günü gün etme” olunca   “geçmişe mazi” demek bile bir tuhaf  hal yaratıyor genç olanların üzerinde…  Öyle de olsa, Ziyad Nemli’yi  ölüm yıldönümünde anmak/anlatmak  bir vefalılık benim için.  25 yıl önce, 30 Ağustos 1990 tarihinde O’nu yitirmiş, sevgiyle/sevgisiyle birlikte kalplerimize yolcu etmiştik…

Ziyad Nemli’yi ilkin 1959 yılında İstanbul’da tanıma şansını yaşadım. O zamanlar Beyazıt, Soğanağa Mah. Nur Sokaktaki Trabzon Talebe Yurdu’na yolu düştüğünde bir kaynaşma, bir hareketlilik belirirdi hemen öğrenciler arasında. O’nun gelişi heyecan yaratır, çevresini arkadaşları sarınca koyu bir siyaset, spor ve sanat sohbeti başlardı hemen…   Ziyad Nemli farklı bir kimlik olarak gelirdi aramıza.  Öğrenci değil, gazeteciydi.  DP döneminin önemli siyasetçilerinden Mükerrem  Sarol’un yayımladığı Türksesi gazetesinde çalışıyor/yazıyordu  . Ayrıca Babıali’nin sanat çevreleriyle de yakın ilişkisi vardı. 1953-1960 döneminde İstanbul, Türk Sanatı,  Yenilik, Türk Yurdu, Yelken ve Varlık dergileriyle, Dünya ve Vatan gazetesinin haftalık sanat yapraklarında öyküleri yayımlanıyordu. Öykü onun çok önemsediği bir yazın dalıydı. İstanbul’da yaşamının kimi anlarını, aşklarının vefaya yönelik duygularını satırlara döktüğü öyküleri bu nedenle hep ilgi topladı. Kendisini tümüyle İstanbul’a vermiş bir bohem yaşamının ortasındayken vatani göreve çağrılan Ziyad Nemli askerlik dönüşü doğum yeri Trabzon’u, Trabzon basınını mekan bildi. Sanatsal birikimlerini ilk sahipliğini üstlendiği  “Kıyı” kültür/sanat dergisinde sanat çevreleriyle paylaştı. Ardından terk edilmez tutkusu gazetecilik için Hakimiyet, Sabah Postası, Yeni Gün, Hizmet, Karadeniz ve Kuzey Haber gazetelerinde toplumsal yaşamın sorunlarına neşter atan yazılarıyla dikkatleri çekti.  Trabzon’un kulislerinde konuşulan konuları kendine özgü yazımla/anlatımla  “Oltaya Vuranlar” başlığı altında Yeni Gün gazetesinde başlattı,  ölümüne değin  çaliştığı gazetelerde sürdürdü. Bu anlatım, bu yazım anlayışı O’nun Trabzon basınına getirdiği yeni bir ifade, yeni bir gazetecilik uygulaması oldu. 1975 yılında Türksesi gazetesini  yayın hayatı ile buluşturdu.

Sanat  dünyasının derinliklerinde ise Haldun Taner, Tarık Buğra, Sait Faik, Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar,  Yahya Kemal Beyatlı, Nurullah  Ataç, Necip Fazıl Kısakürek, Naim Tirali, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Salah Birsel, Behçet Necatigil, Halide Edip Adıvar,  Ercüment Ekrem Talu,  Sabahattin Kudret Aksal ve Sait Maden’le  birliktelikleri/anıları vardı Ziyad Nemli’nin…  Bu birliktelikler ve  anı zenginliği  O’nun öykülerine yazınsal farklılık getiren etken oldu.

Günlük yaşamda görünmeyen/önemsenmeyen, kıyıda/köşede kalmış kişileri konu alıp, kendine özgü anlatımı/yazımı ile yazın dünyasında ünlenen  Sait Faik…   Deniz insanının yaşamını  anlatan Zeyyad Selimoğlu…  Her iki usta yazar da kısa öykü dalında farklı yaşam alanlarından, farklı tatlar sundular okurlara…  Ziyad Nemli de eğer İstanbul’dan ayrılmayıp o dünyasında kalsaydı,  insanın içinde/kalbin sakladığı aşk/sevi dolu duyguları yazacağı kısa öyküleriyle çok daha farklı anlatacak, başarılara imza atacaktı bu dalda. Derler ya,  “tadında bıraktı” kısa öykü yazımını.

Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nin  o dönemler  Başkanı  sevgili Murat Taşkın’ın önerisi üzerine  kaleme aldığım “Kırmızı Paçalı Güvercin” adlı kitabımda Ziyad Nemli’nin kısa öyküleri böyle bir güzelliği/özelliği taşıyor. Ama ne yazık ki devamı gelmedi.     

Ziyad Nemli ile Trabzon basınında önce farklı gazetelerde başlayan yazı arkadaşlığımız sonraki yıllarda Karadeniz ve Kuzey Haber gazetelerinin çatısı altında buluşturdu ikimizi.  Kuzey Haber gazetesini yönettiğim 1983-90 döneminde O’nunla birlikte aynı gazetede yazmanın gururunu yaşadım hep… “Oltaya Vuran” olsun,  yazdığı köşe yazıları olsun, hepsini büyük bir heyecanla daktilo makinesinin başına oturup bir solukta yazardı. Gazeteye saat 10.00 -12.00 arasında gelir, geliş öncesinde mekan bildiği Özgür Otel’e mutlaka uğrar, Terzi Alpaslan’a “Merhaba”sını çakar, ticaret dünyasından arkadaşlarını görür/ziyaret eder, “Oltaya Vuranlar”a yazacaklarını kafasında toparlar, sonra daktilo edip kağıda dökerdi.  

Ölüm herkesin başında… Sırası gelen gidiıyor. Ziyad Nemli yaşasaydı 84 yaşında olacaktı. Mekanı Cennet olsun.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.